|
New Jersey, 1969 yılında
New York’a taşınarak ismini
New York Nets olarak
değiştirdi. Nets, ABA’da
kazanılan iki şampiyonluğun
ardından 1976-77
sezonunda ABA’dan NBA’e
geçmeye karar verdi. Bir
sonraki sezon ise takım
tekrar New Jersey’e taşındı.
Geçtiğimiz haftalarda
yaşanan ve Byron Scott’ın;
New York- New Jersey
rekabeti denen bir şeyin
varolmadığını çünkü
rekabetin ancak birbirine
yakın seviyedeki iki takım
arasında meydana
gelebileceğine dair manidar
sözleriyle alevlenen New
Jersey-New York
sürtüşmesinin sebeplerinden
birisi bu. Diğer neden ise
New Jersey’lilerin onlara
göre daha gelişmiş ve zengin
olduğuna inanan ve
kendilerini daha üstün gören
komşu New York’lulardan bir
nevi intikam alma duygusu
olabilir. Konumuza geri
dönersek New Jersey,
geçtiğimiz yıla kadar NBA’in
pek de başarılı
takımlarından biri değildi.
1998-99 sezonunda
John Calipari’nin
yönetimindeki Nets ancak 15
galibiyet alabilmişti.
Calipari’nin yerine
getirilen Don Casey’de de
durum çok da farklı olmamış
ve NJ, 31 galibiyet almıştı.
2000-01 sezonuna
girilirken NJ yönetimi,
takımı Magic Johnson’ın
1980’lerdeki “Show Time” Los
Angeles Lakers’ının en
önemli oyuncularından Byron
Scott’a emanet etmeye karar
verdi. Böylelikle Scott,
Nets tarihinde birinci
sıradan Draft edilmiş ikinci
oyuncuyla beraber çalışma
fırsatını yakalamıştı.
(Merak eden arkadaşlar için
Nets’in daha önce birinci
sıradan seçtiği oyuncu, şu
an Sixers’da oynayan, süper
bir kariyere sahip
olabilecekken
disiplinsizliği ve
uyumsuzluğu nedeniyle her
şeyi elinin tersiyle iten
Derrick Coleman’dı.)
Martin için çaylak sezonu (rookie
season) oldukça iyi
geçiyordu. 12.0 sayı, 7.4
ribaund ve 1.66 blok
ortalamasıyla tüm çaylaklar
arasında blokta birinci,
sayı ve ribaund’ta ise
ikinci sırada gelmekteydi.
Oynadığı 68 maçın hepsinde
ilk beşte başlayan Martin,
10 karşılaşmayı double-double
yaparak tamamladı. Milwaukee
karşısında ise NBA
kariyerinin ilk triple-double’ına
(18 sayı, 15 ribaund,
11asist) ulaşıyordu ki
bugüne kadar sadece 6 oyuncu
çaylak sezonunda bunu
başarabildi. Talihsizlik
Martin’i, sezonun sonuna
yaklaşılırken yakaladı.
Martin, Boston maçı
sırasında meydana gelen bir
çarpışmada tekrar sağ
bacağını kırınca sezonu
kapatmak zorunda kalıyordu.
Bu maçla ilgili en ilginç
nokta ise; Kenyon, bacağı
kırıldıktan sonra bile maça
devam etmek için Koç Scott’a
ısrar etmiş ancak yardımcı
antrenörlerin zoruyla
soyunma odasına
götürülebilmişti. Bu olayla
ilgili o dönem Nets’in oyun
kuruculuğunu yapan Stephon
Marbury şunları söylemekte:
“Ben hayatımda böyle bir şey
görmedim! Adamın kemiği
paramparça olmuştu ama o
hala oynamak için
diretiyordu!!”
Çok başarılı bir çaylak
sezonu geçirmesine rağmen
Martin, Yılın Çaylağı
Ödülü’nde (Rookie of The
Year) Orlando’lu Mike
Miller’ın gerisinde kalarak
kullanılan 124 oyun ancak
36’sını alabildi. (Miller,
75 oy) Çoğu kişiye göre
Martin de en az Miller kadar
bu ödülü hak etmişti ama
Miller’ın play-off oynayan
bir takımda yer alması ve
Martin’in saha içinde biraz
evvel bahsettiğimiz agresif
tavırları onun için önemli
bir dezavantaj oluşturmuştu.
Jason Kidd&Kenyon Martin:
26 yıl sonra gelen ilk final
“Bu takım içindeki bazı
adamlarda yürek yok !!
Kaybetmeyi hiçbir zaman
sevmesem de kaybetmeye
dayanabilirim. Ama
yüreklerini sahaya koymayan
adamlara kesinlikle tahammül
edemiyorum.” -Kenyon
Martin-
Nets’in 2000-2001
sezonunda ancak 25 galibiyet
alması takımdaki bazı
şeylerin değişmesi
gerektiğini açıkça ortaya
koyuyordu. Nets yönetimi çok
akıllıca bir kararla bugüne
kadar yapılmış en iyi
takaslardan (trade) birine
imzasını attı. Stephon
Marbury, Johnny Newman ve
Soumaila Samake’yi Phonex’e,
Jason Kidd ve Chris Dudley
karşılığında takas edildi.
Böylelikle Nets uzun
zamandır ihtiyaç duyduğu
lider oyuncu ihtiyacını
karşılıyordu. “Mr.Triple
Double” Jason Kidd’in
liderliğindeki Nets, Kenyon
Martin ve Keith Van Horn
gibi yetenekli oyuncular,
disiplinli ve takım oyununa
dayanan Byron Scott’ın oyun
tarzıyla -sanki bir önceki
sezon 25 galibiyet alan
takım başka bir takımmış
gibi- Doğu’da fırtına gibi
esmeye başladı. Martin de
istatistiklerini neredeyse
her kategoride yükselterek
14.9 sayı, 5.3 ribaund, 2.6
asist, 1.6 blok, 1.2 top
çalma ortalamalarına
ulaşıyor, çaylak sezonunda
%9 olan üç sayı yüzdesini
ise %22’ye taşıyordu.
Ayrıca yaptığı 108 smaç ile
bu kategoride de NBA’in ilk
beş oyuncusundan biriydi.
Takım kimyasını yakalayan
Nets, sezon sonunda aldığı
52 galibiyet ile Doğu’nun
zirvesinde yer alıyordu.
Playoff’a geldiğimizde
Nets’in rakibi, ancak son
sıradan playoff’a girebilen,
yüce insan Reggie Miller’ın
takımı Indiana Pacers’tı.
Reggie ve Pacers, kanının
son damlasına kadar dirense
de saha avantajını iyi
kullanan Nets, seriden 3-2
galip ayrılan taraf
oluyordu. Konferans yarı
finalindeki rakip ise
Orlando’yu 3-1 ile rahat
geçen Hornets idi.
Beklenilenin aksine Hornets,
Nets’e oldukça kolay teslim
olacaktı. (4-1) Konferans
finalindeki rakip ise zorlu
Boston Celtics’ti. Pierce ve
Walker’ın büyük çabasına
rağmen Kidd’in mükemmel
performansı ve liderliği
sayesinde New Jersey Nets
adını finale yazdırıyordu.
Ortak fikir Sacramento
engelini aşmış Lakers’ın
şampiyonluğa ulaşacağı ama
Nets’in de en azından kendi
evindeki bir ya da iki maçı
alacağı yönündeydi. Ama Shaq
faktörü buna izin vermedi ve
LA Nets’i 4-0 ile süpürdü.
Daha önceki turlarda
Jermaine O’Neil, Paul Pierce
ve kimi zaman Antoine
Walker’ı savunan Martin,
Lakers serisinde takımın en
iyi savunmacısı olduğu için
Rick Fox, Robert Horry, Kobe
ve hatta bazen Shaq’le bile
karşı karşı oynamak zorunda
kalmıştı. Martin bu seride
normal sezon
istatistiklerine kıyasla
vites arttırarak 22.0 sayı,
6.5 rib ve 2.0 asist
ortalaması ile oynamış,
playoff genelinde ise 16.8
sayı, 5.8 rib ve 1.3 blok
ortalamalarını tutturmuştu.
Yalnız 4-0 gibi bir hezimete
uğramak Nets’te mini bir
kelle avı başlattı. Kenyon
Martin, Jason Kidd ve Kerry
Kittles’ın elinden geleni
yapmasına karşılık Keith Van
Horn’un isteksiz oyunu ve
Todd MacCulloch’un Shaq
karşısında “zavallı ötesi”
bir duruma düşmesi bu iki
ismin takım içinde çeşitli
eleştirilere maruz kalmasına
yol açtı. Özellikle Van Horn,
takımdaki oyuncuların büyük
bir kısmının tepkisini
çekmişti. Seriden sonra
Martin, Van Horn’u
kastederek şunları söyledi :
“Bu takım içindeki bazı
adamlarda yürek yok!!
Kaybetmeyi hiçbir zaman
sevmesem de kaybetmeye
dayanabilirim.
|
|