|
Kenyon’a birisi sataştığı zaman onu bu durumdan kurtaran ve dayılanan
çocukları döven çoğunlukla büyük ablası Tamara olmaktaymış. Merak edenler
için bugün Martin’in göğsünün üzerinde bulunan “Bad Ass Yellow Boy” dövmesi
o günlere bir gönderme niteliği taşımaktadır. Martin’e çocukluk günleri
sorulduğunda gayet kibar bir cevap alıyoruz: “Ben pısırık çocukluk
günlerimden bu yana çok değiştim. Benimle o zamanlar uğraşan herkese -nazik
bir el hareketiyle birlikte- alın bunu diyorum!!” Kimilerine göre bugün
Kenyon’ın yaptığı sportmenlik dışı fauller bile çocukluğu ile doğrudan
ilgili. Martin’in hoş bir çocukluk geçirmediği kesin ama a-sosyal bir
karakterden bir NBA yıldızına dönüşmek kolay olmasa gerek. İşte bu
noktada sporun insan hayatındaki etkisi daha da belirgin bir hal almakta.
Pısırık bir gencin sadece birkaç yıl içinde NBA efsanesi Oscar Robertson’ın
NCAA rekorlarına göz dikmesini herhalde başka türlü açıklayamayız.
Sade bir savunmacıdan, NBA draft’ında bir numaradan seçilmeye uzanan yol;
Kenyon Martin, Cincinati Üniversitesi’ne ilk geldiği günlerde atletik
özelliklerini ön plana çıkaran, fena savunma yapmayan ama çok sınırlı hücum
yetenekleri olan bir oyuncuydu. Freshman sezonunda (1996-97) ancak üç maça
ilk beşte başlayan Martin, sahaya çıktığı 22 maçta 2.8 sayı, 3.4 ribaund
ve 0.4 asist ortalamasıyla oynamıştı. Üstelik %31 gibi rezalet ötesi bir
serbest atış yüzdesiyle tam anlamıyla vasat bir bench oyuncusu profili
vermekteydi ki NCAA takımlarında gayet bol miktarda bu tarz oyunculardan
bulunmaktadır. Tabii O sezon Cincinati Bearcats’in tüm sezon öncesi (pre-season)
anketlerinde bir numara olarak gösterildiğini de hesaba katarsak böyle bir
kadroda kendisine yer bulmasının da bir freshman için oldukça zor olduğunu
da göz ardı etmemeliyiz. O sezon Cincinati, Conference USA (C-USA)
şampiyonluğunu kazanmasına rağmen NCAA turnuvasında büyük bir hayal
kırıklığıyla evine geri dönecekti. Takımdaki yıldız son sınıf öğrencilerinin
yıl sonunda mezun olmasıyla eski Yeşil Çam filmlerindeki meşhur “Bugün
assolist gelmedi. Bari sen çık da bir-iki şarkıyla şu müşterileri oyala”
tarzı bir fırsat yakalayan Kenyon, 1997-98 sezonunda eline geçen bu
fırsatı gerçekten iyi kullandı. Atletik özelliklerini ve acı kuvvetini oyuna
daha çok yansıtan Martin, bir anda rakip takımların en çok çekindiği
savunmacılardan biri haline gelmişti. Oynadığı 30 maçın hepsine ilk
beşte başlayan Kenyon, ortalamalarını 9.9 sayı, 8.9 ribaund ve 2.8 blok’a
yükseltti. Sezon boyunca en çok akıllarda kalan performansını ise DePaul
karşısında 24 sayı, 23 ribaund ve 10 blok ile oynadığı maçta sergiledi.
Böylelikle 31 yıl sonra ilk kez bir UC (University of Cincinati) oyuncusu
triple-double yapıyordu. Martin’in yükselen performansıyla beraber Cincinati,
bir kez daha hem C-USA’de regular sezon hem de C-USA turnuvası
şampiyonluğuna ulaştı. Martin de C-USA turnuvası MVP ödülünün yanı sıra
konferansın en iyi savunmacısı ödülünü kucaklıyordu. 98-99 sezonuna üst üste
15 galibiyet alarak başlayan Cincinati Bear Cats, ard arda gelen 4. C-USA
şampiyonluğuna ulaşıyordu. Kenyon ise bir yıl önceki istatistiklerine yakın
bir performans ortaya koyup 10.1 sayı ve 6.9 ribaund ile oynayarak College
Hoops Insider tarafından yılın en iyi savunmacısı olarak ödüllendirilmiş,
Basketball News tarafından yılın en iyi savunma ve Associated Press
tarafından da All-American ilk beşine seçilmişti. Artık o NCAA’in en iyi
savunmacılarından biri kabul edilen, vasatın üzerinde bir oyuncuydu. Ama
NCAA’deki son sezonunda öyle bir sıçrama gerçekleştirdi ki tüm Amerika artık
onun Kolejlerdeki en iyi oyuncu olduğu konusunda hem fikir hale geldi.
“Eskiden her maça çıktığımda Tanrıya lütfen bana faul yapmasınlar diye
dua ederdim. Öyle ki hakemler bana yapılan bir faulü çalmadığı zaman bile
sesimi çıkartmıyordum. Ama bu sezon çalınmayan faullere bayağı sinirlenmeye
başladım!!” - Kenyon Martin-
DerMarr Johnson (Atlanta Hawks takımında oynamakta ama sezon öncesi bir
trafik kazasında boynunu kırdı ve sezonu açamadan kapadı!) ve Steve Logan
(Golden State tarafından bu yıl 30. sıradan seçilmesine rağmen Warriors'ın
guard bolluğu dolayısıyla kendisine kadroda yer bulmadı.) gibi güçlü bir
back court’la desteklenen Martin, ilk kez hücumda daha evvel hiç yapmadığı
şeyleri yapmaya başlamıştı. Orta mesafe şutları artmış, çembere daha
korkusuzca ve daha çok yüklenmeye başlamış hatta ilk kez üç sayılık
atışlarında bile isabet bulmuştu. Hatta ilk üç sezonundaki %48’lik ortalama
serbest atış yüzdesi bile %68’e çıkmıştı; “Eskiden her maça çıktığımda
Tanrıya lütfen bana faul yapmasınlar diye dua ederdim. Öyle ki hakemler bana
yapılan bir faulü çalmadığı zaman bile sesimi çıkartmıyordum. Ama bu sezon
çalınmayan faullere bayağı sinirlenmeye başladım!!”
Yükselen Yetenek
İnanılmaz savunma becerilerinin yanına eklediği patlayıcı hücum gücüyle
Martin, (18.9 sayı, 9.7 ribaund, 3.5 blok!) Cincinati’nin rakiplerini ezip
geçmesini sağlıyordu. Bu arada Tulane karşısında da 28 sayı, 13 ribaund
ve 10 blok ile kariyerinin ikinci triple-double’ına imza atmıştı. Tüm basın
drafta ilk sırada seçilmesi beklenilen yıldız power forvet’in peşindeydi ve
daha da önemlisi herkes onun nasıl kısıtlı hücum yeteneklerini bir sezon
içerisinde bu kadar çok geliştirdiğini merak ediyordu. Martin’in cevabı ise
çalışmanın bir sporcu için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktaydı;
“Sadece benden istenileni yaptım. Bob, geçtiğimiz sezonun sonunda bana
gelecek sezon daha çok sayı atıp atamayacağımı, buna kapasitemin olup
olmadığını sordu. Ben de tüm yaz hücum hareketlerim üzerinde çalıştım, her
gün saatlerce şut attım ve sanırım hücum yönümü geliştirmeyi başardım. Çünkü
bunu yapamayacağını düşünseydi Bob’ın benden böyle bir şey istemeyeceğini
biliyordum. Onu hayal kırıklığına uğratamazdım.” Daha evvel ki başarısız
NCAA turnuvası maceralarından sonra bu kez Cincinati taraftarları en azından
final four bekliyorlardı. Sonuçta Amerika’nın en dominant front court
oyuncusu Bearcats’teydi. Ama tüm hayaller Kenyon Martin’in C-USA
turnuvasında sağ bacağını kırmasıyla son bulacaktı. Martin’siz UC ancak
ikinci tura kadar yükselerek şampiyonluk bekledikleri turnuvadan elleri boş
bir şekilde geri dönüyordu. Martin ise üzüntüden kahrolmuş bir biçimde
evinde dinlenmekteydi; “Ameliyattan çıktığım zaman her şeyin bittiğinin
farkındaydım. İsyan etmek istiyordum. Niye böyle bitmişti. Bu şekilde
bitemezdi, bitmemeliydi!! Arkadaşlarım sahada her şeyiyle savaşırken ben
evimdeki rahat koltuğuma uzanmış onları seyrediyordum hem de bana en çok
ihtiyaç duydukları anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmiş gibi hissettim.
Bacağım kırık da olsa bir şekilde onların yanında, sahada mücadele ediyor
olmalıydım!!” diyerek benchde alçılı ayağı ile arkadaşlarına destek verdi.
“Arkadaşlarım sahada her şeyiyle savaşırken ben evimdeki rahat koltuğuma
uzanmış onları seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duydukları anda.
Kendimi sanki onlara ihanet etmiş gibi hissettim. Bacağım kırık da olsa bir
şekilde onların yanında, sahada mücadele ediyor olmalıydım!!” -Kenyon
Martin-
|
|