|
söz ettiren Jason Collins
monte edildi. Hatta ilk
başlarda Deke’yi aratmadı.
23 maçta Deke 7.6 sayı
7.1 ribaund
istatistikleriyle oynuyordu,
Collins ise ilk beş çıktığı
ilk beş maçta 8.0 sayı, 7.0
ribaund gibi istatistikler
hatta zaman zaman double-double’lar
üretiyordu. Giden Van
Horn’un yerine beş çıkan
Jefferson gerek seyirciyi
ateşleyen smaçları gerekse
savunmadaki gayretiyle
takımın Van Horn’u
aramayacağını kanıtlar
gibiydi. Martin ise
finallerdeki gayretli
oyunuyla birlikte adeta bir
seviye atlamış süper
starlara yakışan bir
olgunlukla sadece işine
konsantre olmuştu. Kidd’de
takımdaki değişimden
nasibini almıştı. Eskiden
sadece 4. periyotta ihtiyaç
duyulan skorer özelliği
şimdi maçın gidişatına göre
2.-3. periyotlarda da
kendini gösteriyordu. Bu
istatistiklerine de
yansımıştı. İlk 22 maç
sonunda 21.0 sayı 8.6 asist,
6.4 ribaund ortalamaları
tutturdu ve 14 maçta takımın
en skoreriydi. Evet Van
Horn’un gidişi takımdaki iç
çekişmeleri ortadan
kaldırmış olsa bile
(finallerdeki Martin-Van
Horn tartışması) hücumda da
önemli bir silahı yok
etmişti. Bazen kahramanlar
olayları yaratır bazen de
olaylar kendi
kahramanlarını. İşte bu
sezon Nets’in daha çok sayı
bulması gerekti ve bunu
yapacak oyuncu olarak Kidd
öne çıktı. İlk başta
bocalasalar da daha sonra
işler rayına oturdu. Bunu
Mutombo sakatken alınan art
arda 12 galibiyetten
anlayabiliriz. Bu seri
esnasında Kittles’ın da
sakatlandığını ve Harris’in
onun yerine 5 çıktığını da
hatırlatalım. Önceki sene
benchte oturan RJ, Collins
ve Harris bir anda
kendilerini ilk beşte
bulmalarına rağmen yerlerini
yadırgamadılar ve ellerinden
gelen en iyi oyunu
oynadılar. RJ çocukluk
kahramanı MJ’ye karşı
kariyerinin en yüksek
sayısına ulaştı. Haris,
Kittles’ın yokluğunda beş
çıktığı 15 maçta 16.5’lik
bir ortalama yakaladı. Ve
Collins pota altında rakip
pivotlara karşı en iyi
mücadelesini verdi. NJ All-Star
haftasına girilirken
Atlantic Division da
birinciydi ve en yakın
rakibiyle arasında 6
galibiyet fark vardı. Fakat
aynı bir önceki sezon olduğu
gibi All-Stardan sonra takım
duruldu, Kidd’in yüzdesi
dibe vurdu ve ardı ardına
gelen yenilgilere çare
bulunamadı. Yenilgilerin
çoğu deplasman maçlarında
olduğundan East Rutherford’a
dönüldüğünde işlerin yoluna
gireceği umuluyordu. Zira
öyle de oldu. Evdeki
galibiyetle moral bulan
takım Atlantic’in
zirvesinden ayrılmadı ve
playoff ilk turunda
Milwakuee Bucks’la eşleşti.
Kidd 9 Nisan’daki Atlanta
maçında 23 sayı, 11 ribaund
ve 12 asist ile bu sezonki
4. kariyerindeki 50.triple-double’ını
yaptı (regular sezon). Bucks
All-Star haftasından sonra
yaptığı takasla back court’u
Cassell-Payton ikilisine
teslim etmişti. Bu belki de
ligin en güçlü guard
duosuydu ve Jason’ın işi
gerçekten çok zordu. Bu
ikiliye bir de benchten
Kukoc ve Redd eklenince
işler sarpa sardı fakat bu
noktada NJ cephesinde Martin
devreye girdi ve Bucks’ın
yumuşak karnı olan pota
altını cehenneme çevirerek
seriyi 4-2 ile NJ’ye
getirdi. Kidd bu seride 18.8
sayı, 9.2 asist, 6.8 ribaund
ile oynadı. Sonraki rakip
ligin genç ve ateşli takımı
Pacers’ı eleyen Paul
Pierce’lı Celtics’ti. Geçen
sene konferans finallerinde
Kidd ve ailesine yönelik
sataşmalar devam ediyordu
fakat Kidd hiç etkilenmiyor
cevabı sahada veriyordu.
Celtics 4-0 ile süpürülürken
Kidd 19 sayı, 9 asist, 9
ribaund ortalamalarıyla
kalitesini bir kez daha
kanıtlıyordu. Bu seride son
maç koptuktan sonra herkes
maçın bitiş düdüğünü
beklerken 2 saniye kala
attığı üçlük ise bazı
çevreler tarafından
eleştirildi. Konferans
finallerinde bu defa rakip
savunması ile sonuca giden
Pistons’tu. Mehmet Okur’un
hediye ilk maçtan sonra
diğer maçlarda rakibin
olmayan hücum silahlarını
iyi kilitleyen Nets,
Detroit‘in bir türlü çözüm
bulamadığı fast break
sayılarıyla sonuca gitti. Bu
seride de gene bir K-Mart
fırtınası esiyordu.
Playofflarda 21.0 sayı, 9.8
ribaund ortalamalarıyla
oynayan Martin bu serinin de
Nets’e gelmesinde yardımcı
oldu. Kidd, Boston serisinde
yerlerde sürünen şut
yüzdesini bu seride %43e
çıkarmış ve 23.8 sayı, 10.0
ribaund, 6.3 asist
ortalamalarıyla alışıla
gelmişin dışında bir guard
portresi çizmişti.
YİNE
AYNI KABUS
Böylece finallerde doğu
yakasını temsil etmeye hak
kazanan New Jersey, batıdan
gelecek rakibiyle ilk maçını
yapmadan 10 günlük bir
dinlenme fırsatı buldu. Detroit
maçında Ben Wallace’ın
ayağına basıp bileğini
inciten Kidd, antrenman
sırasında ters bir hareket
yapınca sakatlığı tekrar
nüksetti. Fakat
doktorlar finalin ilk maçına
kadar bunu atlatacağını
söylüyordu. Ve büyük gün
geldi. 4 Haziran günü SBC
Center’ı 18.797 kişi
doldurmuştu. Bir tarafta
sezonun en iyi galibiyet
derecesine, en iyi koçuna ve
MVP’sine sahip San Antonio
Spurs diğer tarafta ise
Milwakuee serisinin 3.
maçından beri yenilmeyerek
10-0 ile NBA playofflarının
en uzun galibiyet serisini
yakalamış Nets. Fakat bu
maçta Spurs rakibini çok iyi
etüd etmiş onların en iyi
silahlarını, yani fast
breaklerini nasıl
durduracağını çözmüştü. Bu
sebepten NJ hücumda
zorlanıyor oyun sete
dönüştüğünde çaresiz
kalıyordu. Kidd 10 sayı,
10 asist, 8 ribaundluk bir
performans çizse de Bowen ve
Parker’ın savunmasında 4/17
gibi bir yüzdeyle oynuyor ve
kendi potasını onlara karşı
savunamıyordu. Savunulamayan
bir başka kişi Duncan idi.
MVP, 32 sayı, 20 ribaund, 7
blok ve 6 asist ile adeta
NJ’yi tek başına
çökertiyordu. Maçtan
sonra Byron Scott, Mutombo
opsiyonunu kullanmadığı için
eleştirilere hedef oluyordu.
Çoğu kişi ilk maçtan sonra
Spurs’un süpüreceğini,
Nets’in gene doğu yakasının
güçsüz takımı olarak
anılacağını düşünüyordu.
Kidd ise yenilginin
kendisinin olan
sorumluluğunu üstüne alıyor,
şutlarının girmediğini ama
onu bu ligdeki en iyi guard
yapanın şutları olmadığını
söylüyordu. Nets bu
olumsuz düşünceler ve
eleştirilerle ikinci maç
için yeniden SBC
Center’daydı. İlk maçta
%37 ile oynayan Nets bu
maçta %42 ile şut atıyordu
ve birçok kişiye göre maçın
kazanılmasındaki en büyük
etken buydu. Fakat gözden
kaçan bir rakam vardı. O da
Spurs’un maç boyu yaptığı 21
top kaybı. Kidd ve
arkadaşları SA’yı kendi
evlerinde 21 top kaybına
zorlamış bunun getirisi
olarak da maç içersinde
onlardan 15 fazla top
kullanmışlardı. Sonuçta Kidd
“beğenilmeyen” şutlarını bu
maçta sokarak 30 sayı
buluyor bunun yanına 7
ribaund ve 3 asist
ekliyordu. Spurs cephesinde
ise ilk maçın yıldızı TD 19
sayı 12 ribaund ile oynuyor
fakat kaçırdığı 7 faul atışı
takımının yenilgisine
maloluyordu. Stephen Jackson
ise 16 sayıyla oynamasına
karşın yaptığı 7 top kaybı
ve son saniyede kaçırdığı
3lük ile adeta NJ için
çalışıyordu. Maçtan sonra
Byron Scott deplasmandaki 2
maçtan birini kazanmanın
onların ilk hedefleri
olduğunu ve bunu
başardıklarını söylüyordu.
İlk maçta da aynı şekilde
mücadele ettiklerini fakat
kolay şutların kaçmasının
yenilgi de etkili olduğunu
da ekliyordu. 3. maç East
Rutherford’da, Continental
Airlines Arena’daydı. İkinci
maçta skor yönünden etkisiz
kalan K-Mart (16 sayı) bu
maçta hücumda insiyatif
alıyor ve 23 sayısının
yanına 11 de ribaund
yazdırıyordu. NJ için
sevindirici bir gelişme
olarak serinin suskun ismi
Kittles 21 sayı ile görevini
yerine getiriyordu. Kidd
gene çok kötü atıyor, 19
şutundan sadece 6’sında
isabet buluyordu ama 11
asisti ile arkadaşlarına
pozisyonlar yaratıyordu.
Spurs cephesinde ise iki
basamaklı sayılara sadece
Parker ve Duncan ulaşıyordu.
Tony 26, Tim 21 sayı, 16
ribaund, 7 asist ve 3 blok
ile oynuyordu. Maçta NJ, San
Antonio nun %42’lik şut
yüzdesine %35 ile karşılık
veremeyince yenilgi
kaçınılmaz oluyordu. Yapılan
18 top kaybı ve kaçan 51 şut
izleyicilere göre
mücadelenin bir getirisi
değildi. Ve birçok seyirci
seriden zevk almadığını, bu
kadar kötü şut atan bir
takımın finale kadar nasıl
geldiğini soruyordu. Sonuçta
maç 84-79 Spurs lehine
bitiyordu ve seri de 2-1’lik
Spurs üstünlüğü oluyordu. 4.
maç gene NJ’deydi. Artık
Spurs’un bu maça asılıp
seriyi diğer maçta
bitireceğine kuşkuyla
yaklaşan çok az insan vardı.
Fakat NJ maçı daha çok
istiyordu ve girmeyen
şutları için bir çözüm
bulmuşlardı: atamıyorsan
attırma! Spurs maç boyunca
yüzde 29 ile atıyor, Parker
1/12 ile yıldızlaşıyordu(!).
NJ’de Martin 20 sayı, 13
ribaund, Kidd 5/18 şut
yüzdesine rağmen son
saniyelerdeki kritik
faulleri sokması ve 8
ribaund, 9 asistlik
performansıyla maçı NJ’ye
getirenler oluyordu. Ama
serinin bir başka vasat ismi
Jefferson’ın da 18 sayı, 10
ribaundluk katkısını
unutamayız tabii. Spurs da
ise direnen gene Duncan‘dı
fakat çabaları yetmiyordu:
23 sayı, 17 ribaund, 7 blok
ile oynaması maçı 77-76 NJ
üstünlüğüyle bitmesini
engelleyemiyordu. 5. maç
NJ’deki son maçtı. Tutuk
başlayan bir ilk periyodun
ardından neredeyse bütün maç
skor çok açılmadı fakat
devamlı bir Spurs üstünlüğü
vardı. Ne zaman NJ
yaklaşacak olsa Spurs koçu
Popovich mola alıyor
sonrasında TD ve arkadaşları
ard arda sayılar buluyor ve
farkı tekrar açıyorlardı.
NJ’de 29 sayı ile oynayan
Kidd’e, RJ 19 sayıyla eşlik
ediyor fakat ilk beşten
başka 10+ lık performans
gelmeyince iş bench
katkısına kalıyordu. Ama
gelin görün ki bütün seri
aldığı kısa sürede elinden
gelenin en iyisin yapan
Aaron Williams’ın 10 sayısı
dışında bechte de katkı
yoktu. Martin’in maçtan önce
rahatsızlanması
performansını etkiliyordu 4
sayı da kalan Kenyon,
yaptığı 8 top kaybıyla adeta
takımın içerden
çökertiyordu. Ayrıca
Duncan’ı yavaşlatamaması da
cabasıydı. Tim ise 29 sayı,
17 ribaund ile artık
alıştığımız dominant
oyunlarına bir yenisini daha
ekliyordu. Bir önceki maç
0/9 atarak takımının
yenilgisinde önemli pay
sahibi olan Malik Rose bu
maçta 14 sayı buluyor Manu
Ginobili de 12 sayıyla ona
eşlik ediyordu. Bench
savaşından da 37-16 galip
ayrılan Spurs maçı da 93-83
kazanıyordu. 6. maçta seri
Teksas’a taşınmıştı. SBC
Center tarihi günlerinden
birini yaşıyordu. Seyirciler
Amiral David Robinson’ın son
maçı olacağına inandıkları
bu maçı kaçırmamak için
yerlerini almışlardı. Fakat
maçın başlama düdüğüyle
beraber NJ herkesi şaşırttı.
Maçın üç periyodunu önde
götüren NJ, son periyoda
63-57 önde giriyordu. Fakat
4. periyotta başlayan Spurs
fırtınasına engel
olamıyorlardı. 19-0’lık bir
seri yakalayan Spurs, Kidd
ve arkadaşlarını adeta
yıkıyordu. 4. periyoda kadar
%43 ile oynayan NJ, son
periyot sadece 14 sayıda
kalıyor ve 31 sayıyı
potasında görüyordu. Maç
sonunda NJ’nin saha içi
isabet oranı % 35 ti.
Takımın finale çıkmasında
büyük emeği olan Bucks ve
Pistons serilerinin
kahramanı Kenyon Martin bu
maçta 23 şutundan sadece 3
de isabet buluyor ve
yenilginin baş sorumlusu
oluyordu. Ribaundlarda
55-35 ezilen, bench
skorlarında 31-17 geride
kalan NJ için yenilgi ne
kadar moral bozucuysa son
senesini yaşayan Robinson ve
19 senelik kariyeri boyunca
tek şampiyonluğunu bu sene
gören Kevin Willis için o
kadar mutluluk vericiydi.
Finalin kahramanı 2 blokla
NBA tarihine adını altın
harflerle yazdırmayı kaçıran
ama gene de 21 sayı, 20
ribaund, 10 asist ve 8
blokluk performansıyla
Finallerin MVP’si ödülünü
sonunda kadar hak eden
Duncan’dı. Nets de ise Kidd
gemisini kurtaran kaptan
olmayı bu sene de
başaramıyor umutlarını
gözyaşları içersinde gelecek
seneye bırakıyordu. |
|