|
Sezonu top çalma
krallığında 7., asist
krallığında 10.sırada
tamamlayan çaylak Kidd, 4
triple-double ile bu
kategoride ise ligin
zirvesindeydi. Fakat
sonraki sene Dallas ve Kidd
için işler istenildiği gibi
yürümedi. 3J’nin arasına
kara kedi girdi. Bir takım
için en büyük problem
oyuncular arasındaki
çekişmedir. Mücadele
demiyorum çünkü mücadele
hırsı beraberinde getirir ve
bu takım başarısına yansır.
Fakat çekişme takıma ve
oyunculara zarar vermekten
başka hiç bir işe yaramaz.
Mavericks’te ortaya çıkan
ilk problem Jim ve Jamal
arasındaki ağız dalaşıydı.
Sebebi de pek tabi hücumda
alınacak insiyatifti.
Hangisinin ilk hangisinin
ikinci opsiyon olacağı
kafaları karıştıran en
önemli soruydu. İkinci fakat
en az birincisi kadar önemli
olan, Jackson’ın topun
kontrolünü istemesiydi. Bu
Kidd’in rolünü kısıtlıyordu.
Takımda veteran bir lider,
tecrübesiyle olaya
ağırlığını koyacak biri
olmaması bu tartışmayı
uzattıkça uzattı. Sonunda
Kidd ortamı yumuşatmaya
yönelik bir kaç demeç verdi
fakat söylediği şeyler
yanlış anlaşıldı ve bağlar
tamamen koptu. Mavs
26-56’lık dereceyle ligin en
altlarına demir atmıştı.
Kidd bütün bu olanlara
rağmen 82 maçta forma giymiş
ve istatistiklerini 16.6
sayı, 9.7 asist (lig 2.si),
6.8 ribaund ve 2.16 top
çalma (lig 4.sü) ile dişe
dokunur derecede
geliştirmişti. Ayrıca 783
asist ve 553 ribaund
rakamlarına ulaşarak 1990-91
sezonunda (Magic Johnson)
sonra 700 asist, 500 ribaund
rakamlarını geçen ilk oyuncu
olmuştu. Regular sezonda 9
triple-double ile, Grant
Hill’in ardından (10 triple-double)
2.sırada yer bulurken, 30
Ocak’ta Clippers karşısında
21 sayı, 16 asist ve 16
ribaund rakamlarına
ulaşarak, 1989 sezonundan bu
yana (Magic Johnson) bir
maçta 20 sayı, 15 asist ve
15 ribaund rakamlarını
yakalayan ve geçen ilk
oyuncu oldu. San Antonio’da
düzenlenen All-Star maçına 1
milyonun üzerinde oy alarak
seçilirken, Dallas tarihinde
All-Star maçına ilk beşte
başlayan ilk oyuncu olmayı
da başardı. (7 sayı, 10
asist, 6 ribaund) Tüm bu
kişisel başarılara rağmen,
çok yetenekli 3 gençle
Dallas’ın ligin dibinde
olması eleştirilerin
çoğalmasına yol açıyordu.
Jason’ın bunu o zaman
anlaması biraz zordu fakat
henüz ikinci senesinde çok
önemli bir ders almıştı:
Kazanmanın önemini. Dallas
gibi yetenekli bir takımın
bile bir kaç sıradan
tartışma sonucu ligin dibine
batabildiğini göz önünde
bulundurursak bunu ne kadar
önemli olduğunu
anlayabiliriz.
DALLAS’DAN PHOENIX’E KISA
BİR YOLCULUK
1996-97 sezonunda ilk 22
maçta 9.9 sayı, 9.1 asist
ortalamalarını tutturan Kidd,
Dallas’taki düşüşü ve
bölünmeyi engelleyemeyince,
1996 Christmas’ın ertesi
günü 26 Aralık 1996’da, Tony
Dumas, Loren Meyer ile
birlikte, Sam Cassell, A.C.
Green, Michael Finley
karşılığında Dallas’tan
Phoenix’e takas edildi.
Green gidişi ile Suns’ın cap
space’inde oldukça büyük bir
yer açılmıştı. Bu boşluğun
gelecek için yapılacak
yatırımlar için yeterli mali
kaynağı sağlayacağı kesindi.
Fakat Jason’ın kendine göre
problemleri vardı ve
bunların başında Mavericks
geliyordu. Arkasında kendi
başına kurtarmak istediği
bir takım bırakmıştı,
düzelmesi için çabaladığı
bir takım. Fakat Dallas’taki
bazı kimseler, Kidd
gittikten sonra onun
arkasından konuşmuş, çamur
atmıştı. Ve Kidd’in elinden
hiç bir şey gelmiyordu. Bu
noktada NBA’de henüz üçüncü
senesini yaşayan Jason yeni
bir ders daha öğreniyordu:
“Eğer kendini savunmak için
elinden bir şey gelmiyorsa
bırak oynadığın oyun senin
cevabın olsun”
“Eğer kendini savunmak
için elinden bir şey
gelmiyorsa bırak oynadığın
oyun senin cevabın olsun”
Jason Kidd, Phoenix forması
altında çıktığı ilk maçta
köprücük kemiğinden
sakatlanana kadar oynadığı
20 dakikalık bölümde 6 sayı,
9 asist, 7 ribaund ve 3 top
çalma gerçekleştirmişti. Ama
sakatlığı Phoenix forması
giymesini 21 maç erteledi.
21 maç sonunda formasına
kavuşan Kidd, sezonda şut
yüzdesini %38’den %42‘ye,
3lük yüzdesini de %32.3 ten
%40.0’a çıkartırken, kalan
32 maçta Phoenix’e 23
galibiyet getirerek playoff
yarışında büyük bir ivme
kazandırmıştı. Sezon sonunda
asist krallığında 4., top
çalma krallığında 5.olan
Kidd, Phoenix forması ile 2
triple-double yapmayı
başardı. Ama o sezonki en
büyük yenilik Kidd’in
kariyerindeki ilk playoff
maçına çıkmasıydı. Kidd’in
gelişi ile regular sezonu
sezonunda (Phoenix Suns,
Kidd gelmeden önce, 17
galibiyet, 32 mağlubiyet ile
11.sıradaydı) 40 galibiyet,
42 mağlubiyet ile Batı’da
7.sırayı alan Phoenix 1997
NBA Playofflarında ilk turda
Seattle ile eşleşti. 3.maçın
sonunda seride 2-1 öne geçen
Phoenix, evinde oynadığı
4.maçta Kidd’in 23 sayı, 14
asist ve 6 ribaunt’una
rağmen salondan 122-115
mağlup ayrıldı. Seriyi
2-2’ye getiren Seattle son
maçta 24 sayılık farkla
salondan galip ayrılarak bir
üst tura çıkan takım oldu.
Kidd’in ilk playoff
tecrübesi 12.0 sayı, 9.8
asist, 6.0 ribaund ve 2.20
top çalma ortalamaları ile
noktalanmıştı.
İLK ASIST KRALLIĞI
1997-98 sezonu Suns için
son derece başarılı
geçiyordu. 82 maçta alınan
56 galibiyet takasın ne
kadar yararlı olduğunun bir
göstergesiydi adeta. Takım
içinde skor yükü öyle güzel
bölünmüştü ki rotasyondaki 9
oyuncunun 9 veya daha üstü
bir ortalaması vardı. Bu
sırada Kidd, Suns takımının
bir üyesi olarak kendini
kabul ettirmişti. 21 Şubat
1997’de yerel bir
televizyonda muhabir olan
Joumana Samaha’yla dünya
evine giriyordu. (Joumana’nın
babasının Türk, annesinin
ise Lübnan’lı olduğunu
belirteyim) Çift, 12 Ekim
1998’de çocuk sahibi
olacaktı. Kidd “Phoenix’de
başıma gelen en iyi iki şey”
diye özetliyordu. Fakat
playoff’a kaldığı da işin
rengi değişti. Cliff
Robinson, Penny Hardaway,
Antonio McDyess, Tom
Gugliotta gibi starlar
bulunmasına rağmen PHX
playoff ikinci turdan öteye
geçemedi. Her sene bir başka
sorun çıkıyordu. 97’de
sorun, dönemin güçlü ekibi
Payton, Kemp, Schremph,
Hawkins, Mcilvaine‘i
kadrosunda bulunduran
Seattle’dı. 98’de ise
senenin flaş çaylağı Duncan
ve San Antonio’ya boyun
eğiyorlardı. 1998-99’da
lockout nedeniyle 50 maç
üzerinden oynanan sezon
sonunda Kidd ilk NBA asist
krallığına ulaşırken, hem
ALL-NBA First Team’inde hem
de ALL-NBA Defensive
Team’inde yer buldu. Fakat
playoffta ilk turda Portland
tarafından süpürüldüler.
1999-2000 de Kidd, 2.defa
ard arda asist krallığına
ulaşırken, ALL-NBA First
Team’inde ard arda 2.defa
üyesi seçiliyordu.
Playofflarda önceki sezonun
şampiyonu Spurs’u yenip tur
atladılar fakat rakip
Lakers’tı ve sonuç
kaçınılmazdı. Başarılı
regular sezonların ardından
playofflarda bir türlü
gelmeyen başarı herkesi
rahatsız ediyordu. Bir günah
keçisi bulunmalıydı.
OLİMPİK MACERA
Bir yandan Phoenix takımında
bir çok sorun yaşayan ve zor
günler geçiren Kidd diğer
yandan 2000 senesinde
Sydney olimpiyatlarında
Amerika Birleşik
Devletleri’ni temsil edecek
kadroda ismi açıklandığında
yaşadığı sevinç verdiği
demeçlerden anlaşıyordu.
“Uluslararası alanda
ülkenizi temsil etmekten
daha onurlu bir şey
düşünemiyorum. Bu benim için
büyük bir gurur formayı
elimden geldiğince iyi
taşıyacağım.” Eleme
turlarında Amerika, İtalya,
Litvanya, Fransa, Çin ve
Yeni Zelanda’nın olduğu A
grubundan namağlup bir
şekilde çeyrek finallere
çıkıyor ve Rusya ile
eşleşiyordu. Maç 85-70 USA
lehine bitiyor Kidd, Garnett
(16) ve Carter’dan (15)
sonra 10 sayıyla takımının
galip gelmesinde önemli rol
oynuyordu. Yarı finallerde
ise 14.700 kişinin izlediği
Litvanya karşısında 6 sayıda
kalıyordu. Fakat USA maçtan
85-83 galip ayrılıyordu.
Diğer yanda ise Fransa ev
sahibi Avustralya’yı 76-52
ile geçerek finalde USA’nın
rakibi oluyordu. Final
maçında Fransa’yı 85-75
geçen Amerika şampiyonluğa
ulaşırken Kidd, Carter’ın
Frederick Weis’in (2.16 m)
üstünden bastığı smacın
asistini yapıyordu. Kidd,
Olimpiyat sonunda altın
madalyayla ödüllendirilen
takımın gardı olmanın
yanında bir de aldığı
kısıtlı süreye rağmen gümüş
karmaya seçilmişti. Tüm
turnuva boyunca 6.0 sayı 4.4
asist ile oynamış 5.2
ribaund ile takımda Garnett
ve Mourning ten sonra en çok
ribaund alan oyuncu olmuştu
ama NBA’de yeni sezon onun
için çok zorlu geçecekti. |
|