|
Yunanistan’ın mükemmel
başlayarak daha oyunun hemen
başında 20’li sayılara
taşıdığı fark, ikinci
yarının başlamasıyla beraber
komşunun ciddiyetsiz bir
oyun sergilemesi sonucu bir
anda eridi ve karşılaşmayı
Nowitzki’nin 25 sayı, 15
ribaundluk performansıyla
kazanan taraf Almanya oldu
(80-75). Çeyrek finaldeki
rakip ise Fransa’ydı.
Fransa’nın coach’u Alain
Weisz’ın, Tony Parker’ı
sadece 2 dakika oynatarak
“taktik zekasını”(?) ortaya
koyduğu maçta Nowitzki 32
sayı atarak bir kez daha
durdurulmasının hemen hemen
imkansız olduğunu ispat
ediyordu. Yarı Finalde
Almanya, karşısında
Hırvatları uzatmada 87-85
yenen Millerimiz buldu.
Bugüne kadar bir çok futbol
ve basketbol maçına
gitmişimdir. Ama ilk kez bir
basketbol maçında kendimi
kaybedip sesim tamamen
kısılıncaya kadar bağırdım.
Sevgili Hido’muz maçı bize
getiren o basketi uzatmanın
son saniyelerinde attığı
zaman sevinç gösterilerimiz
sırasında cep telefonumun
parçalanması ise galibiyetin
yanında hiç kalmıştı. Her ne
kadar Nowitzki başa baş
geçen mücadelede 22 sayı
üretse de, İbo ve Harun’un
desteğini alan Hido triple-double’a
yakın performansıyla (23
sayı, 11 ribaund, 8 asist)
“eğer ayakları yere basıp,
aklı havalarda olmazsa”
neler yapabileceği
göstererek milli takımımızı
tarihinde ilk defa Avrupa
basketbol şampiyonasında
finale taşıdı.
Yugoslavya-Türkiye maçını
heyecanla beklediğimiz
anlarda oynanan Almanya-
İspanya 3.lük maçı ise Dirk
Nowitzki’nin 43 sayı ve 15
ribaundluk şovuna sahne
olduysa da İspanya
karşılaşmadan 99-90’lık
skorla galip ayrılarak bronz
madalyayı kazanan taraf
oldu. Nowitzki istatistiksel
olarak Turnuvanın MVP
ödülünü kesinlikle hak
etmişti (28.7 sayı, 9.1
ribaund) ama Yugoslavya’nın
şampiyonluğa ulaşması
nedeniyle MVP ödülü Peja’ya
gitti. Nowitzki ise sadece
turnuvanın sayı krallığıyla
yetinmek zorunda kaldı.
2001-02 sezonu
Dallas geçtiğimiz sezona
yeni salonu American
Airlines Center’da başladı.
Ama tüm sezonun en önemli
olayı takas süresinin
bitmesine dakikalar kala
Juwan Howard, Tim Hardaway
ve Donnell Harvey’nin
Denver’a gönderilerek
Nuggets’tan Raef LaFrentz,
Nick Van Exel, Tariq Abdul-Wahad
ve Avery Johnson’ın
getirilmesiydi. Bu takas’ın
asıl amacı Raef LaFrentz ile
pota altındaki boşluğu
kapatarak Shaq’e karşı bir
alternatif üreterek Lakers’a
rakip olmaktı. Ve Kansas
Jayhawks’ın yıldız pivotu
Raef LaFrentz, kağıt
üzerinde belki de takıma
alınabilecek en iyi isimdi.
Dallas’ın temposuna ayak
uydurabilecek, gerekirse üç
sayı çizgisinin gerisinden
bile atış kullanabilecek bir
uzundu ama evdeki hesap tam
olarak çarşıya uymadı. Ve
Dallas pota altında Shawn
Bradley ve La Frentz ile
kimi zaman çok iyi maçlar
çıkartmasına rağmen bazı
maçlarda da vezirken rezil
oldu. Bana göre Mavs’ın bu
trade’den en büyük kazancı
All-Star guard Nick Van
Exel’di. Van Exel takıma
tecrübesinin, hızının ve
kritik üçlüklerinin yanında
neşe de katmakta. Mesela
Nowitzki bir kaç metre
ötesinde buzdan bir heykel
gibi otururken esprisini
yapmaktan çekinmiyor: “O bir
Alman serserisi, arka
sokakların çocuğu… Şurada
ayakta dikilen herif de (Steve
Nash) surf ve kay-kay yapan
bir velet. Bunlar öyle
adamlar ki Wang’ın iki
kelime İngilizcesi vardı.
“Birisi defol git”, “Ötekisi
de münasip bir yerimi öp”
İkisini de Dirty Dirk ile
sörfçü öğretti. Bunu duyan
Nowitzki, Van Exel’e lafı
sokmaktan da geri kalmıyor,
“Nick’in söylediği hiçbir
şeyi ciddiye almamak lazım.
Aslında Nick’in işe yaramaz
bir herif olduğuna dair
hakkında bir sürü kötü şey
duymuştuk ama buraya geldiği
günden beri bizim gördüğümüz
tek şey çok eğlenceli bir
adam olduğu” Dallas’ın
başarısında belki de en
önemli etkenlerden biri
takımdaki arkadaşlığın
kuvvetli olması. Mesela
Nowitzki ile Nash sıkı
dostlar: “Aslında ilk
geldiğimde Steve’i o kadar
da sevmiyordum. Bu nasıl
oldu bilmiyorum. Evimi çok
özlüyordum ve Steve benim
dışarı çıkıp biraz eğlenmem
için çok bastırdı. Sahada da
çok gözetti. Tabii aynı
şekilde Mike da. ”iyice
kenetlenen Mavs, sezonu
Steve Nash, Michael Finley
ve tabii ki Dirk
Nowitzki’nin All-NBA
seçilmeyi hak eden
performansları sonucunda 57
galibiyet alarak bitiriyordu
ki bu Mavs tarihinin en
başarılı normal sezon
performansıydı. Dirk
Nowitzki ise hem sayıda hem
de skorda NBA’in ilk 10 ismi
arasına girerek sezonu 23.4
sayı ve 9.9 asist
ortalamalarıyla tamamladı.
Dirk, oynadığı 71 maçta çift
haneleri sayılara ulaşırken
bunların 50’sinde 20’li,
21’nde ise 30’lu sayıları
geçiyordu. Mavs uzun yıllar
sonra gelen üst üste ikinci
playoff yolculuğunun ilk
turunda Kevin Garnett’in
birinci tur “özürlü”
Timberwolves’u ile karşı
karşıya geldi. KG elinden
gelenin en iyisini sahaya
yansıtsa da Mavs seriyi
süpürerek geçti. İkinci
turda ise belki de NBA’in en
komple iki takımı karşı
karşıya geliyordu. Seriyi
4-2 kazanan taraf Sacramento
olurken Kings’in iki sayılık
atışlarıyla ilgili bir
istatistik tüm serinin
özetini ve Dallas’ın en
büyük zaafını gözler önüne
sermekteydi: Kings’in 207
iki sayılık atış isabetinin
115’i smaç veya
turnikelerden gelmişti.
İçeride Webber ve Divac’la
eşleşemeyen Dallas, Kings’e
teslim olmak zorunda kalmış,
Kings kısaları içeride
caydırıcı bir uzun olmadığı
için sürekli penetre ederek
kolay sayılara ulaşmıştı.
Mavs elenmenin acısını
yaşasa da Nowitzki, 1970’ten
Kareem Abdul-Jabbar’dan
sonra playoff’ta 4 maç üst
üste 30 sayı ve 15 ribaund’u
geçebilen ikinci oyuncu
olarak adını rekor
kitaplarına yazdırıyordu.
Dünya’nın MVP’si!!
Yalnız Nowitzki’ye
2002’nin yazında da tatil
yoktu. Bu kez de ülkemizde
Avrupa Dördüncüsü olarak
katılmaya hak kazandıkları
Dünya Basketbol Şampiyonası
için Almanya adına ter
dökecekti. Nowitzki önce
eleme gruplarında Çin’e 30,
Cezayir’e de 24 sayı atarak
turnuvaya başladı. ABD’ye
karşı oynadıkları maçta ise
Almanya ilk iki periyotta
tüm gücüyle direnmesine
rağmen son periyotun başında
ABD’ye teslim oluyordu. Dirk
ise ABD potalarına 34 sayı
bırakmıştı. 2 galibiyet ve 1
mağlubiyet alan Almanya,
ikinci gruptan da
Nowitzki’nin muhteşem
performansının devamı
sayesinde başarıyla
sıyrılarak yarı finale kadar
ulaştı. Ama turnuvanın
“gerçek” şampiyonu
Arjantin’e 86-80 yenilince
bu kez hedef Dünya
üçüncülüğü oldu. Turnuvanın
en sempatik takımı Yeni
Zelanda, her ne kadar
karşılaşma öncesinde “Ka
Mate, Ka Mate, Ka Ora…” diye
bağırarak Maorilerin meşhur
Haka dansıyla Almanların
gözünü korkutmaya çalışsa da
Sean Marks’ın yokluğunda
Almanya, Nowitzki’nin 29
sayısıyla bronz madalyayı
kazandı. (117-94) Turnuvayı
24.0 sayı, 8.2 ribaund ve
2.0 blok ortalaması ile
tamamlayan Nowitzki, takımı
şampiyon olmasa da bu kez
hak ettiği MVP ödülüne
kavuşuyordu!
Tarihi başlangıç ama kötü
son!!
Dallas önüne gelen
takımların çoğunu imha
ederek bu sezona başladı.
NBA’in en çok maç kazanan 3.coachu
Don Nelson ise sanki bir
rüyada gibi: “Programı önden
takip ediyoruz. Bir şeyler
oluşturduğumuzun
farkındaydım. Ama her şeyin
bu kadar hızlı gelişeceğini
tahmin bile edemezdim”
diyerek durumu özetliyor.
Dallas Mavericks 13-0’lık
muhteşem sezon açılışı ile
Boston Celtics (1957-1958,
14-0) , Washington Capitols
(1948-49, 15-0) ve Houston
Rockets’tan (1993-1994,
15-0) sonra NBA tarihinin en
iyi başlangıcını yaptı.
Yalnız bir hatırlatmada
bulunalım, bu takımların
hepsi en azından finale
kadar yükseldi. Asistan
coach Del Harris’e göre Mavs,
bugüne kadar NBA’in
görmediği, Detroit Pistons,
Chicago Bulls ve Los Angeles
Lakers karışımı bir eköl
yaratmaya çalışıyor.
Nowiztki ise Dallas’ın hücum
düzenini şu şekilde
açıklıyor: “Bizde gerçekten
o kadar büyük şutörler var
ki bir şekilde rakip takımın
savunmasını delebiliriz. Bu
konuda gerçekten rahatız. O
gün kimin eli sıcaksa o
bizim sahada ilk önce
arayacağımız adamımızdır.
Takımdaki herkes o kadar
tehlikeli ki rakip takımlar
her zaman üç sayı çizgisini
iyi savunmak zorunda. Bu da
bizim içeri drive etmemizi
kolaylaştırıyor. Eğer bize
karşı birebir oynamayı
düşünüyorsanız içimizden
biri sizi yere serer. Hele
ikili sıkıştırma yapmaya
kalkarsanız gerçekten
başınız dertte demektir.
Çünkü kesinlikle sahadaki
boş adamı buluruz. O da
sayıyı bizim hanemize
yazar.”
Dallas oyun sistemi çabuk
hücumlara dayalı. Top mümkün
olduğu kadar çabuk rakip
sahaya geçiriliyor ve hemen
şut kullanılıyor. Neredeyse
kullandıkları hücumların
%30’unda top sadece iki
oyuncunun eline değdikten
sonra rakip potaya
gönderiliyor. Eğer isabet
sağlarsanız bu bir avantaj
olabilir ama gününüzde
değilseniz o zaman işlerin
pek de iç açıcı olduğunu
söyleyemeyiz. Hele NBA’de
rakibe en çok ribaund veren
iki takımından biriyseniz.
Shawn Bradley boyu itibari
ile iyi bir blokçu kabul. La
Frentz ise potansiyeli olan
bir pivottu. Ama ikisini
aynı anda saha sürseniz ve
Dallas 6 kişi sahaya çıksa
bile ikisinin toplamı
Shaq’in yarısı kadar etmez.
Don Nelson’a takımda bir
pivot sorunu olup olmadığı
sorulunca verdiği cevap
aynen şöyle: “Shaquille
O’Neil gibi bir oyuncu
arıyoruz ama maalesef sadece
bir tane Shaq var. Öyleyse
elinizde ne varsa onunla
yapabileceğinizin en iyisini
yapmak zorundasınız.” Don
Nelson’ın söylediklerine bir
ilave de Doug Collins’ten
geliyor: “Nellie’nin
söylediği gibi biz belki
Shaq ile eşleşecek bir
oyuncu çıkartamayabiliriz
ama eğer takımı süper
skorerlerden kurarsak bu kez
onlar da bizle eşleşemez.
Dallas’ta Nowitzki, Finley,
Nash ve Van Exel’i
sayarsanız 4 tane hatta kimi
zaman LaFrentz’i de
eklerseniz 5 adet 30 sayı
üretebilecek oyuncu var. Bu
durum onları yenmeyi
gerçekten oldukça
zorlaştırmakta.”
Dallas her ne kadar ligin
sonuna doğru bir düşüş
yaşasa da Mavs, Batı’nın en
önemli favorilerinden biri
hatta kimilerine göre hala
birincisi. Nash, Finley ve
Nowitzki’yi birlikte izlemek
ise ayrı bir keyif. Hele
2.13’lük boyu, 109 kiloluk
cüssesi ve uzun sarı
saçlarıyla Germen
Mitlerindeki şimşek tanrısı
Thor’u aratmayan Dirk
Nowitzki, bu oyunu
kesinlikle bir başka
oynuyor. Thor’dan tek farkı
Mjolnir isimli büyülü bir
çekiç yerine basketbol
topuyla rakiplerini etkisiz
hale getirmesi. Çok değil 15
yıl önce; 2.13 boyunda,
dışarıdan leblebi gibi üçlük
atan, rahatlıkla içeri drive
edip, her yerden jump shot
sokabilen üstüne üstlük
gerekirse rahatlıkla 3-4-5
numara oynayabilecek bir
Avrupalı süper yıldızın
varolabileceği düşüncesi
ancak ütopik bir oyuncu
tanımlaması olarak
adlandırılabilirdi. İnsanlar
belki onun yeteri kadar
savunma yapamadığını
söyleyebilirler. Yalnız
unutulan bir şey var. Larry
Bird çok mu büyük bir
savunmacıydı? Kesinlikle
hayır. Ama bir de Bird’ün
kariyerini noktaladığı yere
bakın. Nowitzki yeni bir
Bird olsun ya da olmasın -ki
belki Bird’den fazlası bile
olabilir- Bird hangi
noktalara ulaştıysa darısı
Nowitzki’nin de başına…
|
|