Genc Basket

Genç Basket.com
TBL TBBL TB2L Milli Takım NBA EUROLEAGUE ULEB EUROPE LEAGUE Avrupa Ligleri EURO 2005 TURKEY 2010 Site Haritası
Ana Sayfa Foto Albumu Biyografi Sonuçlar İstatistik Basketbol TV Forum Açılış Sayfam Yap Sık Kullanılanlara ekle Bize Ulaşın

4

Biyografi

 

 


Yunanistan’ın mükemmel başlayarak daha oyunun hemen başında 20’li sayılara taşıdığı fark, ikinci yarının başlamasıyla beraber komşunun ciddiyetsiz bir oyun sergilemesi sonucu bir anda eridi ve karşılaşmayı Nowitzki’nin 25 sayı, 15 ribaundluk performansıyla kazanan taraf Almanya oldu (80-75). Çeyrek finaldeki rakip ise Fransa’ydı. Fransa’nın coach’u Alain Weisz’ın, Tony Parker’ı sadece 2 dakika oynatarak “taktik zekasını”(?) ortaya koyduğu maçta Nowitzki 32 sayı atarak bir kez daha durdurulmasının hemen hemen imkansız olduğunu ispat ediyordu. Yarı Finalde Almanya, karşısında Hırvatları uzatmada 87-85 yenen Millerimiz buldu. Bugüne kadar bir çok futbol ve basketbol maçına gitmişimdir. Ama ilk kez bir basketbol maçında kendimi kaybedip sesim tamamen kısılıncaya kadar bağırdım. Sevgili Hido’muz maçı bize getiren o basketi uzatmanın son saniyelerinde attığı zaman sevinç gösterilerimiz sırasında cep telefonumun parçalanması ise galibiyetin yanında hiç kalmıştı. Her ne kadar Nowitzki başa baş geçen mücadelede 22 sayı üretse de, İbo ve Harun’un desteğini alan Hido triple-double’a yakın performansıyla (23 sayı, 11 ribaund, 8 asist) “eğer ayakları yere basıp, aklı havalarda olmazsa” neler yapabileceği göstererek milli takımımızı tarihinde ilk defa Avrupa basketbol şampiyonasında finale taşıdı. Yugoslavya-Türkiye maçını heyecanla beklediğimiz anlarda oynanan Almanya- İspanya 3.lük maçı ise Dirk Nowitzki’nin 43 sayı ve 15 ribaundluk şovuna sahne olduysa da İspanya karşılaşmadan 99-90’lık skorla galip ayrılarak bronz madalyayı kazanan taraf oldu. Nowitzki istatistiksel olarak Turnuvanın MVP ödülünü kesinlikle hak etmişti (28.7 sayı, 9.1 ribaund) ama Yugoslavya’nın şampiyonluğa ulaşması nedeniyle MVP ödülü Peja’ya gitti. Nowitzki ise sadece turnuvanın sayı krallığıyla yetinmek zorunda kaldı.

2001-02 sezonu
Dallas geçtiğimiz sezona yeni salonu American Airlines Center’da başladı. Ama tüm sezonun en önemli olayı takas süresinin bitmesine dakikalar kala Juwan Howard, Tim Hardaway ve Donnell Harvey’nin Denver’a gönderilerek Nuggets’tan Raef LaFrentz, Nick Van Exel, Tariq Abdul-Wahad ve Avery Johnson’ın getirilmesiydi. Bu takas’ın asıl amacı Raef LaFrentz ile pota altındaki boşluğu kapatarak Shaq’e karşı bir alternatif üreterek Lakers’a rakip olmaktı. Ve Kansas Jayhawks’ın yıldız pivotu Raef LaFrentz, kağıt üzerinde belki de takıma alınabilecek en iyi isimdi. Dallas’ın temposuna ayak uydurabilecek, gerekirse üç sayı çizgisinin gerisinden bile atış kullanabilecek bir uzundu ama evdeki hesap tam olarak çarşıya uymadı. Ve Dallas pota altında Shawn Bradley ve La Frentz ile kimi zaman çok iyi maçlar çıkartmasına rağmen bazı maçlarda da vezirken rezil oldu. Bana göre Mavs’ın bu trade’den en büyük kazancı All-Star guard Nick Van Exel’di. Van Exel takıma tecrübesinin, hızının ve kritik üçlüklerinin yanında neşe de katmakta. Mesela Nowitzki bir kaç metre ötesinde buzdan bir heykel gibi otururken esprisini yapmaktan çekinmiyor: “O bir Alman serserisi, arka sokakların çocuğu… Şurada ayakta dikilen herif de (Steve Nash) surf ve kay-kay yapan bir velet. Bunlar öyle adamlar ki Wang’ın iki kelime İngilizcesi vardı. “Birisi defol git”, “Ötekisi de münasip bir yerimi öp” İkisini de Dirty Dirk ile sörfçü öğretti. Bunu duyan Nowitzki, Van Exel’e lafı sokmaktan da geri kalmıyor, “Nick’in söylediği hiçbir şeyi ciddiye almamak lazım. Aslında Nick’in işe yaramaz bir herif olduğuna dair hakkında bir sürü kötü şey duymuştuk ama buraya geldiği günden beri bizim gördüğümüz tek şey çok eğlenceli bir adam olduğu” Dallas’ın başarısında belki de en önemli etkenlerden biri takımdaki arkadaşlığın kuvvetli olması. Mesela Nowitzki ile Nash sıkı dostlar: “Aslında ilk geldiğimde Steve’i o kadar da sevmiyordum. Bu nasıl oldu bilmiyorum. Evimi çok özlüyordum ve Steve benim dışarı çıkıp biraz eğlenmem için çok bastırdı. Sahada da çok gözetti. Tabii aynı şekilde Mike da. ”iyice kenetlenen Mavs, sezonu Steve Nash, Michael Finley ve tabii ki Dirk Nowitzki’nin All-NBA seçilmeyi hak eden performansları sonucunda 57 galibiyet alarak bitiriyordu ki bu Mavs tarihinin en başarılı normal sezon performansıydı. Dirk Nowitzki ise hem sayıda hem de skorda NBA’in ilk 10 ismi arasına girerek sezonu 23.4 sayı ve 9.9 asist ortalamalarıyla tamamladı. Dirk, oynadığı 71 maçta çift haneleri sayılara ulaşırken bunların 50’sinde 20’li, 21’nde ise 30’lu sayıları geçiyordu. Mavs uzun yıllar sonra gelen üst üste ikinci playoff yolculuğunun ilk turunda Kevin Garnett’in birinci tur “özürlü” Timberwolves’u ile karşı karşıya geldi. KG elinden gelenin en iyisini sahaya yansıtsa da Mavs seriyi süpürerek geçti. İkinci turda ise belki de NBA’in en komple iki takımı karşı karşıya geliyordu. Seriyi 4-2 kazanan taraf Sacramento olurken Kings’in iki sayılık atışlarıyla ilgili bir istatistik tüm serinin özetini ve Dallas’ın en büyük zaafını gözler önüne sermekteydi: Kings’in 207 iki sayılık atış isabetinin 115’i smaç veya turnikelerden gelmişti. İçeride Webber ve Divac’la eşleşemeyen Dallas, Kings’e teslim olmak zorunda kalmış, Kings kısaları içeride caydırıcı bir uzun olmadığı için sürekli penetre ederek kolay sayılara ulaşmıştı. Mavs elenmenin acısını yaşasa da Nowitzki, 1970’ten Kareem Abdul-Jabbar’dan sonra playoff’ta 4 maç üst üste 30 sayı ve 15 ribaund’u geçebilen ikinci oyuncu olarak adını rekor kitaplarına yazdırıyordu.

Dünya’nın MVP’si!!
Yalnız Nowitzki’ye 2002’nin yazında da tatil yoktu. Bu kez de ülkemizde Avrupa Dördüncüsü olarak katılmaya hak kazandıkları Dünya Basketbol Şampiyonası için Almanya adına ter dökecekti. Nowitzki önce eleme gruplarında Çin’e 30, Cezayir’e de 24 sayı atarak turnuvaya başladı. ABD’ye karşı oynadıkları maçta ise Almanya ilk iki periyotta tüm gücüyle direnmesine rağmen son periyotun başında ABD’ye teslim oluyordu. Dirk ise ABD potalarına 34 sayı bırakmıştı. 2 galibiyet ve 1 mağlubiyet alan Almanya, ikinci gruptan da Nowitzki’nin muhteşem performansının devamı sayesinde başarıyla sıyrılarak yarı finale kadar ulaştı. Ama turnuvanın “gerçek” şampiyonu Arjantin’e 86-80 yenilince bu kez hedef Dünya üçüncülüğü oldu. Turnuvanın en sempatik takımı Yeni Zelanda, her ne kadar karşılaşma öncesinde “Ka Mate, Ka Mate, Ka Ora…” diye bağırarak Maorilerin meşhur Haka dansıyla Almanların gözünü korkutmaya çalışsa da Sean Marks’ın yokluğunda Almanya, Nowitzki’nin 29 sayısıyla bronz madalyayı kazandı. (117-94) Turnuvayı 24.0 sayı, 8.2 ribaund ve 2.0 blok ortalaması ile tamamlayan Nowitzki, takımı şampiyon olmasa da bu kez hak ettiği MVP ödülüne kavuşuyordu!

Tarihi başlangıç ama kötü son!!
Dallas önüne gelen takımların çoğunu imha ederek bu sezona başladı. NBA’in en çok maç kazanan 3.coachu Don Nelson ise sanki bir rüyada gibi: “Programı önden takip ediyoruz. Bir şeyler oluşturduğumuzun farkındaydım. Ama her şeyin bu kadar hızlı gelişeceğini tahmin bile edemezdim” diyerek durumu özetliyor. Dallas Mavericks 13-0’lık muhteşem sezon açılışı ile Boston Celtics (1957-1958, 14-0) , Washington Capitols (1948-49, 15-0) ve Houston Rockets’tan (1993-1994, 15-0) sonra NBA tarihinin en iyi başlangıcını yaptı. Yalnız bir hatırlatmada bulunalım, bu takımların hepsi en azından finale kadar yükseldi. Asistan coach Del Harris’e göre Mavs, bugüne kadar NBA’in görmediği, Detroit Pistons, Chicago Bulls ve Los Angeles Lakers karışımı bir eköl yaratmaya çalışıyor.
Nowiztki ise Dallas’ın hücum düzenini şu şekilde açıklıyor: “Bizde gerçekten o kadar büyük şutörler var ki bir şekilde rakip takımın savunmasını delebiliriz. Bu konuda gerçekten rahatız. O gün kimin eli sıcaksa o bizim sahada ilk önce arayacağımız adamımızdır. Takımdaki herkes o kadar tehlikeli ki rakip takımlar her zaman üç sayı çizgisini iyi savunmak zorunda. Bu da bizim içeri drive etmemizi kolaylaştırıyor. Eğer bize karşı birebir oynamayı düşünüyorsanız içimizden biri sizi yere serer. Hele ikili sıkıştırma yapmaya kalkarsanız gerçekten başınız dertte demektir. Çünkü kesinlikle sahadaki boş adamı buluruz. O da sayıyı bizim hanemize yazar.”
Dallas oyun sistemi çabuk hücumlara dayalı. Top mümkün olduğu kadar çabuk rakip sahaya geçiriliyor ve hemen şut kullanılıyor. Neredeyse kullandıkları hücumların %30’unda top sadece iki oyuncunun eline değdikten sonra rakip potaya gönderiliyor. Eğer isabet sağlarsanız bu bir avantaj olabilir ama gününüzde değilseniz o zaman işlerin pek de iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz. Hele NBA’de rakibe en çok ribaund veren iki takımından biriyseniz. Shawn Bradley boyu itibari ile iyi bir blokçu kabul. La Frentz ise potansiyeli olan bir pivottu. Ama ikisini aynı anda saha sürseniz ve Dallas 6 kişi sahaya çıksa bile ikisinin toplamı Shaq’in yarısı kadar etmez. Don Nelson’a takımda bir pivot sorunu olup olmadığı sorulunca verdiği cevap aynen şöyle: “Shaquille O’Neil gibi bir oyuncu arıyoruz ama maalesef sadece bir tane Shaq var. Öyleyse elinizde ne varsa onunla yapabileceğinizin en iyisini yapmak zorundasınız.” Don Nelson’ın söylediklerine bir ilave de Doug Collins’ten geliyor: “Nellie’nin söylediği gibi biz belki Shaq ile eşleşecek bir oyuncu çıkartamayabiliriz ama eğer takımı süper skorerlerden kurarsak bu kez onlar da bizle eşleşemez. Dallas’ta Nowitzki, Finley, Nash ve Van Exel’i sayarsanız 4 tane hatta kimi zaman LaFrentz’i de eklerseniz 5 adet 30 sayı üretebilecek oyuncu var. Bu durum onları yenmeyi gerçekten oldukça zorlaştırmakta.”
Dallas her ne kadar ligin sonuna doğru bir düşüş yaşasa da Mavs, Batı’nın en önemli favorilerinden biri hatta kimilerine göre hala birincisi. Nash, Finley ve Nowitzki’yi birlikte izlemek ise ayrı bir keyif. Hele 2.13’lük boyu, 109 kiloluk cüssesi ve uzun sarı saçlarıyla Germen Mitlerindeki şimşek tanrısı Thor’u aratmayan Dirk Nowitzki, bu oyunu kesinlikle bir başka oynuyor. Thor’dan tek farkı Mjolnir isimli büyülü bir çekiç yerine basketbol topuyla rakiplerini etkisiz hale getirmesi. Çok değil 15 yıl önce; 2.13 boyunda, dışarıdan leblebi gibi üçlük atan, rahatlıkla içeri drive edip, her yerden jump shot sokabilen üstüne üstlük gerekirse rahatlıkla 3-4-5 numara oynayabilecek bir Avrupalı süper yıldızın varolabileceği düşüncesi ancak ütopik bir oyuncu tanımlaması olarak adlandırılabilirdi. İnsanlar belki onun yeteri kadar savunma yapamadığını söyleyebilirler. Yalnız unutulan bir şey var. Larry Bird çok mu büyük bir savunmacıydı? Kesinlikle hayır. Ama bir de Bird’ün kariyerini noktaladığı yere bakın. Nowitzki yeni bir Bird olsun ya da olmasın -ki belki Bird’den fazlası bile olabilir- Bird hangi noktalara ulaştıysa darısı Nowitzki’nin de başına…

 

 

1-2-3-4

 

 

 

 

 

 
Copyright © 2005 KULAÇ / Sports.
 

Bu site içerisindeki video, resim, yazı vb. her türlü içerik ancak Genç Basket.com kaynak gösterilmek suretiyle kopyalanabilir.