|
deki kişi veya kurumlarla
empati kurarak o olumsuz
olayın geçmişten o ana kadar
gelen somut verileri,ve
sonra olabilecekleri de
hesaba katarak sonuna kadar
olumlu varsayımlar ve
düşünce tarzıyla
değerlendiriyorum.
Şimdi,bu hafta Euroligdeki
iki takımımızdan Fenerbahçe
Ülker kendi sahasında
Partizan'a, Efes'de
İspanyada Malaga'ya
yenildiler.Bu iki takımımız
ilk maçlarda rakiplerini
yenmişlerdi. Bu maça
baktığımızda Fenerde bu
maçta Avrupa sayı kralı
Mirsad ile White ve Semih
sakatlık nedeniyle
oynamadı.Bunlardan sadece
Mirsad oynasaydı ve
ribaundlara normal katkısını
yapsaydı bile Fener bu maçı
kazanırdı.Rakip çok
uzundu.Bırakın içerideki iki
devi,bazen iki metrenin
üzerinde üç dış adamla
oynadılar.Özellikle Tepic'i
durdurmak ve onun uzun
kolları ve vücuduyla yaptığı
savunmayı geçmekte bizim
kısa oyuncular
zorlandılar.Şimdi White
olsaydı bu match up/eşleşme
problemi azalacak ve bu uzun
takımın bir de baskılı
oyunundan ve yıldırıcı
savunmasından kaynaklanan
yorgunluk faktörünü White ve
Mirsad'ın rotasyona
katkılarıyla
azaltacaktık.Zaten maç
sonunda Fener'i iyi tanıyan
rakip coach'da
galibiyetlerini özellikle
Fenerde bu oyuncuların
yokluğuna bağladı dürüstçe.
Fener bu dar rotasyon ve
Kinsey'in uyum süreci,
geleceğin yıldız adayı
Preldziç'in daha çok toy ve
tecrübesiz olması,kadroda
bulunan ve milli takımın
Avrupa şampiyonasındaki
birinci guardı olan Hakan
Demirel'in hiç oyuna
girmemesi vs.olumsuz
sebeplerle bu maçı kaybetti.
Ancak grupta beklenmedik bir
gelişme oldu. Hiçbir iddiası
kalmayan Roanne deplasmanda
Roma'yı yendi ve Fener
dördüncü olarak Top 16'ya
kaldı ve üçüncü torbadan
kuralara katılma hakkını
elde etti. Keza aynı senaryo
Efes için de söz konusu.O da
Malaga'ya yenildikten sonra
Maccabi'nin Aris'i
deplasmanda yenmesiyle
grubunda dördüncü olarak Top
16'ya kaldı ve üçüncü
torbaya hak kazandı.
Şimdi bu iki takımımız geçen
sene Top 16'ya kalmışlar
mıydı? Hayır.İçerde veya
deplasmanda bu kadar çok
galibiyet almışlar mıydı?
Hayır.Şanssızlık,sakatlık ve
küçük detaylarla
kaybettikleri ve aslında
ortaya koydukları güzel
basketbol ile
kazanabilecekleri birkaç
maçı kazansalardı,özellikle
Efes'in gruplarını daha üst
sıralarda ve hatta Efes'in
birinci bitirme olaslığı
varmıydı?Evet. Peki gelecek
için ümit verdiler mi?
Özellikle Fener için
kesinlikle evet. Başta grup
lideri Rytas'ı yendiği iki
maç olmak üzere, bazı
maçlarını hatırlarsak,ve de
kazandığı veya kaybettiği
bazı maçların bazı
periodlarındaki müthiş
mücadelelerini ve
oynadıkları doğru basketbolu
göz önüne alırsak, bu
sorunun cevabı,Efes için
de,evet olabilir.
Yani iyimser olmak için çok
sebep var.Partizan'ın uzun
forvet ve gardları,tıpkı
bundan önceki maçlarda diğer
Avrupa takımlarının
oyuncuları gibi, Ömer Aşık
korkusundan içeri dalış
yapamıyorlarsa,Solomon'un
Avrupa'nın en iyi guardı
olduğunda bütün otoriteler
hemfikir ise,Ömer Onan'ın
açık sahada dalışlarını iki
metrenin üzerindeki iki üç
savunma oyuncusu faulle bile
durduramıyorsa,vs. daha da
sayabiliriz, bunlar Fener'in
geleceği adına çok olumlu
işaretler.Ayrıca Fenerde
öyle bir uzun rotasyonu var
ki,2010 yılında Dünya
şampiyonasında milli
takımımızın sahadaki beşinde
en az birinin bazen ikisinin
de mutlaka bulunacağı
beklentisi de Fener'in
geleceğine ışık tutuyor. Bu
2.10' nun üzerindeki uzun ve
genç yetenekler,yani Ömer
Aşık,Oğuz Savaş ve Semih
Erdem, hem milli takımımızın
hem de Fenerbahçe'nin
ilerideki başarılarına damga
vuracak kapasiteye ve
potansiyele sahip.Bunu da en
üst seviyedeki maçlarda yani
Eurolig maçlarında ispat
ettiler.Bu tür üst seviyede
ne kadar çok maç oynarlarsa
o kadar kendilerini
geliştirecekleri de apaçık
ortada.
Önemli olan, olaylara olumlu
pencereden ve optimist görüş
açısıyla bakabilmek.Ha bir
de şöyle düşünmeli
takımlarımız."Bu kadar
olumsuz şartlara,aldığımız
kötü neticelere ve bazen
oynadığımız kötü basketbola
rağmen ilk hedefimize
ulaştık.Bu bizi
kamçılamalı.İdmanlarda daha
çok çalışmalı,maçlarda daha
fazla mücadele etmeliyiz.Bir
period yapapildiğimiz sert
ve saldırgan savunmayı bütün
maça yayabilmeliyiz.Maçları
son ana kadar
bırakmamalıyız.Kazanmalı ve
başarmalıyız.Bunu
yapabilecek güce sahibiz ve
başarabiliriz." İşte olumlu
ve olumsuz bütün
gelişmelerden bu tür
sonuçlar çıkarmalı ve
geleceğe iyimser ama
gerçekçi,inançlı ve de
kararlı bakmalıyız.Her
hatadan ve yenilgiden bir
ders çıkarmalı,ama aynı
hataları bir daha
tekrarlamamaya özen
göstermeliyiz.
Gerçi yazının doğal
akışından biraz aykırı
olacak ama,maçları bir coach
gözüyle seyredince,biraz da
altayapılardaki
eksikliğimizden olacak bir
çok teknik ve taktik hatalar
da gözümüze çarpıyor.
Bu hatalara somut olarak
ilerdeki yazılarımızda
girebilir ve yapıcı olarak
eleştirilerimizi
yapabiliriz.Ancak ben genel
olarak şu tespitlerde
bulundum.
Bir defa basketbolda SPACİNG,CLEAR
OUT,İZOLATİON gibi maçın
kazanılıp kaybedilmesinde
çok önemli olan terimler
vardır.Spacing yani hücumda
oyuncular arasındaki
mesafelerin çok yakın
olmaması,her pozisyonda topa
göre topsuz oyuncuların
dört-beş metre civarında
aralıklarla
durması;savunmanın
yardımlaşmasını zorlaştırır.
Clear out yani saha boşaltma
terimi de buna paraleldir.
Burda da bir hücum oyuncusu
bire bir oynayacaksa ona
yakın oyuncular onun penetre
ve oyun alanını boşaltıp kat
ederler ve savunmayı meşgul
ederek yardımdan uzak
tutmaya çalışırlar.Bu hem
içerideki hem dışarıdaki
oyuncular için geçerli bir
zorunluluktur.İzolation da
yine hücumda diğer iki
terimle doğru orantılı
olarak bir oyuncu için alan
boşaltmasıdır.Ayrıca bir
forvet veya köşeden ve de
baseline tarafından potaya
penetre yapılıyorsa öteki
köşede mutlaka bir hücum
oyuncusu bulunmalı,yoksa
topu takip ederek oraya kat
etmeli.Şimdi çok dikkat
ettim.Partizanda
oyuncular,altyapıdan bu
alışkanlıkları o kadar güzel
kazanmışlar ki spacing,clear
out vs.birçok detayı
otomatik olarak
uyguluyorlardı.
Ben bizzat çalıştırdığım
takımların bu detaylarla maç
kaybettiğini yaşadım ve bu
yazının ana fikri olarak
sonraki idmanlarda bu
konunun üzerinde özellikle
durarak oyuncularıma
karşılaşabilecekleri her
pozisyonda spacing ve topsuz
oyunda durmaları gereken
yerleri düşünmelerini
söyledim. İzlediğim birçok
büyük takımın maçında da bu
detaylarla maçların
kaybedildiğine şahit oldum.
Başarı detaylarda gizlidir.
Amacımız yapıcı olarak
eleştiriler yapmak ve her
zaman faydalı birşeyler
üretebilmek.
Neticede, yazıyı bitirirken
söyleyeceğim yine yazının
ana fikri olacak.Bardağın
yarısı dolu.Türk
basketbolunun geleceğinden
ben çok ümitliyim.Çünkü Türk
insanı zor görünen birçok
şeyi başarmıştır ve
başaracaktır.
07.02.2008
|