Genc Basket

Genç Basket.com
TBL TBBL TB2L Milli Takım NBA EUROLEAGUE ULEB EUROPE LEAGUE Avrupa Ligleri EURO 2005 TURKEY 2010 Site Haritası
Ana Sayfa Foto Albumu Biyografi Sonuçlar İstatistik Basketbol TV Forum Açılış Sayfam Yap Sık Kullanılanlara ekle Bize Ulaşın


 

 

 JAPONYA SEFERİ

   Bir kaç gün sonra Dünya Şampiyonası başlıyor. Artık gündemde sadece basketbol olacak. Futboldan atletizme, bisikletten yüzmeye kadar bir çok önemli organizasyonun yapıldığı 2006 yazında sıra nihayet biz basketbolseverlere kaldı.

Nerede kalmıştık? NBA Finalinde değil mi? Evet doğru, gerçi araya bir Ümitler Şampiyonası girdi ama onu saymayalım. Kısacası aylar sonra tekrar ciddi bir basketbol organziayonuyla buluşuyoruz. Bu vesileyle turnuva öncesi merak edilen konular hakkında karışık bir yazı yazacağım sizlere... O yüzden bir bütünlük beklemeyin benden....

ABD YENİLEBİLİR Mİ?

Evet ilk konumuz tabi ki Amerika... Başlık biraz değişik gelmiş olabilir, bunun nedenini birazdan söyleyeceğim. Öncelikle biraz kadro yapısına ve oyun planına bakalım dilerseniz.... Amerika 2002 Indianapolis ve 2004 Atina'da gelen başarısızlıklar sonrası büyük tunuvalara artık çok önemli bir plan program dahilinde hazırlanmaya başladı.

İşi çok ciddi tutuyorlar artık... Bunda da haksız oldukları söylenemez açıkçası... 92'deki inanılmaz kadronun ardından bir daha eskisi olamadıklarını her sene bir kez daha anladılar. Artık diğer takımlarda her yönden güçlü takımlarla geliyorlar ve büyük turnuvalara çok önemli bir şekilde hazırlanıyorlar. Amerika'da sonunda bunu gördü ve NBA'in en önemli ve en başarılı yöneticilerinden biri olan Colangelo önderliğinde bir ekip kurarak işe ciddiyetle sarıldı. İlk iş olarak teknik heyet belirlendi tabi ki... Koçluğa yıllardır Duke Üniversitesini yöneten ve NCAA'lerde çok saygı duyulan bir koç olan Mike Krzyzewski getirildi. Mike D'Antoni ( Phoenix Suns), Nate McMillan ( Portland Trail Blazers) ve Jim Boehim ( Syracuse Üniversitesi ) ise asistan koçluklara getirildiler. Gerçekten bu dört koç da Amerika'da kendilerini kanıtlamış, başarılar elde etmiş, deneyimli adamlar... Bu yönden Amerika'nın şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Böyle dört koçun kolay kolay bir araya gelmesi her zaman görülecek bir şey değildir açıkcası...

  Takımdaki oyunculara baktığımızda ise ortada çok değişik özellikteki oyuncuların oynadığı bir topluluğun olduğunu görebiliyoruz. Görev adamları, süperstarlar, keskin şutörler, çok yönlü uzunlar... Böyle bir takım var karşımızda... İlk olarak yıldızlardan başlayalım. 2003 NBA Draftıyla birlikte NBA'e adım atan üç süperstar bu takımda...LeBron James, Dwyane Wade, Carmelo Anthony... Bu üçlünün yanında bu sezonu Washington Wizards'da olağanüstü geçiren Gilbert Arenas'ı da ekleyelim. Gerçekten rakipler için korkutucu bir takım ortaya çıkıyor. Ama tabi ki bu dört süperstarın nasıl anlaşacağıda merak konusu... Üç hazırlık maçına baktığımızda Carmelo ve Arenas'ın daha ön planda olduklarını görüyoruz. Ama zamanla bu dörtlü birbirine alıştıkça daha iyi bir takım ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.

   Oyun kurucular içerisinde ise ilk gözüme çarpan isim Chris Paul oluyor. Geçen sezon oynadığı muhteşem oyunla takımının en önemli oyuncularından bir olan ve yılın çaylağı seçilen Paul, Japonya'da da kilit bir rol üstlenecek. Bu kadar süperstarı oyun içinde yönetmek bu yaştaki bir oyuncu için bir hayli zor olsada Paul bunun üstesinden gelebilecek kapasitede bir oyuncu... Onun yedeği ise Chicago'dan tanıdığımız Kirk Hinrich... LeBron James, Dwyane Wade gibi diğer oyuncuların, oyun kurma , penetre etme, top sürme yeteneklerininde hat safhada olduğunu düşünürsek Amerika'nın bu konuda bir sıkınıtısı olmadığını rahatlıkla görebiliriz.

  Boyalı alanda ise ABD'nin Brad Miller, Elton Brand, Dwigth Howard, Chris Bosh, Antawn Jamison gibi çok yönlü uzunlara sahip olduğunu görüyoruz. Özellikle bu beşlinin içinde Brad Miller turnuva boyunca önemli bir rol üstlenecek. Çünkü takım olarak çoğu maçta alan savunmasıyla karşılaşacaklar ve hazırlık maçlarında gördüğümüz kadarıyla alan savunmasına hücum etmekte pek de başarılı değiller... İşte son örnek Brezilya maçı. Brad Miler girdiği andan itibaren gerek içeriye verdiği paslarla gerek de dış atıcılara hazırladığı oyunlarla alan savunmasını çözebilen nadir isimlerden biri oldu. Başta da söylediğim gibi ona çok iş düşecek Japonya'da...

  Hazırlık maçları demişken biraz da bundan bahsedeyim. Amerika şu ana kadar Porto Riko, Çin, Brezilya ve Litvanya ile oynadı. Çin maçını pek saymamak gerek aslında çünkü malum onların tek ve en büyük silahı Yao Ming o maçta oynamadı. O yüzden önemli olan Porto Riko, Litvanya ve Brezilya maçları...Porto Riko ve Litvanya maçları aslında tam da ABD'nin istedği gibi geçti. ABD baskılı savunma yaptı, top kaptı, kaptığı toplar sayesinde hızlı hucümlardan basketler buldu, uzak mesafeli şutlar girdi kısacası her şey istedikleri gibi gitti. Ama Brezilya maçı ABD'nin bazı temel sorunları olduğunu bize gösterdi. İlk olarak yukarıda da değindiğim gibi alan savunmasına karşı iyi hücum edemedi ABD... Boş boş yan top yapmakla yetindiler sadece...Burada yaratıcı oyuncular oyuna girerse ve teknik heyet de bu konu üzerine ciddiyetle eğilirse bence halledilmeyecek sorun değil.  Ve eğer ABD bunu da hallederse şampiyonluk için önünde hemen hemen hiçbir engel kalmaz.          

  Amerika mevzuunu kapatmadan önce şu konu başlığına da değinelim. Soru gayet açık: Amerika yenilebilir mi? Bu soruyu günlerdir birçok Amerikan internet sitesinde ve gazetesinde gördük.. Ve doğrusu Amerika’lıların genellikle hayır seçeneğini işaretlemesi de ne kadar kendilerine güvendiklerinin bir kanıtı olsa gerek... Ben genelikle evet seçeneğini işaretledim. Bakalım haklı çıkacak mıyım? Bekleyip göreceğiz...

                                       ARJANTİN BU SEFER DAHA İDDİALI

  2002 Dünya Şampiyonu olarak sayabiliriz aslında Arjantin’i... Finalde hakemlerin inanılmaz derecede Sırbistan’ı tutması ve kollaması nedeniyle ikinci olmuşlardı  ama çoğu basketbolsever onları ‘’Gönüllerin Şampiyonu’’ olarak kabul etmişti bile finalden hemen sonra... Ve bu durum hala da böyle..Bırakın tarih kitapları ne istiyorsa, neye inanıyorsa yazsın, Arjantin birçok kişi için son şampiyon konumunda şu anda...

  Dedik ya Arjantin o finali hakeden taraftı diye... Kazanamadı belki ama bu Arjantin’in son 5 yılda Dünya’daki en iyi takım olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Arjantin çok farklı özellikteki oyuncuların birleştiği komple bir takım.  Her şeyden önce Manu Ginobili gibi olağanüstü bir lidere sahipler. Onun yanında geçen sezon özellikle playoff ilk turunda Miami eşlemesinde coşan Bulls’lu Andres Nocioni gibi bir kilit roller üstlenecek bir üç numaraları var. Tabi Detroit’de fazla oynama şansı bulamayan Carlos Delfino’yu da unutmayalım. Bu üçlü Arjantin’in hücum gücünün temelini oluşturuyorlar bu kadro yapısında...Doğrusu kağıt üzerinde bile gayet korkutucu bir hava veriyorlar rakiplere...

 

                     Arjantin bunların yanında bir de harika bir uzun rotasyonuna sahip. Tau’lu Luis Scola,  pivot Fabricio Oberto ve forvet Walter Hermann hem skor hem de ribaunt konusunda uzman isimler. Arjantin’in bu mükemmel kadrosunu gördükçe diğer takımlar açısından endişeleniyorum açıkcası.  Çünkü kadrodaki isimler çok yetenekli ve birbiriyle iyi anlaşıyorlar. Şans da yanlarında olursa ve ikinci bir hakem faciası yaşamazlarsa Arjantin bu turnuvanın en büyük şampiyonluk adayıdır bana göre... Bilmiyorum belki 2002’deki final nedeniyle böyle bir sevgim var bu takıma karşı ama ne olursa olsun bence Arjantin şampiyonluğun bir numaralı adayıdır.

                       NOWİTZKİ, GASOL, PARKER, GİNOBİLİ, DİAW

  Başlıktan anlamışsınızdır muhtemelen... NBA gibi dev bir arenada kendini kanıtlamış uluslararası yıldızlardan bahsediyorum. Almanya’nın skor makinesi Dirk Nowitzki, Arjantin’in süperstarı Manu Ginobili ve Fransa’nın yıldızları Tony Parker ve Boris Diaw... Bu oyuncular James, Wade, Anthony gibi Amerikalı yıldızların yanında en çok konuşulan isimler olacak.

  Almanya gibi hücumu sıradan setlerden oluşan, orta seviye bir takımda Nowitzki elbette büyük bir sorumluluk altına girmiş durumda. Haliyle üzerinde bir baskı da olacak. Ama o uluslararası arenada bu tür baskılara alışık olan bir isim. Senelerdir bu takımın belkemiği ve görevlerini de her zaman çok iyi şekilde yerine getiriyor. Kısacası Dirk yine her zamanki gibi üst düzey bir oyun sergileyecektir ama onun bu performansı nereye kadar yetebilecek? Kilit nokta burası....

  Şimdi de İspanya’ya geçelim...Bu konuda siz izleminizi önerdiğim özel bir maç var.Tabi ki turnuvadaki her maç özeldir ve elinizden geldiğince maçları izlemeye çalışacaksınız, bunu biliyorum ama bazı maçlar var ki gerçekten izlemeyenler üzülebilir. Bunlardan biride 21 Ağustos’da oynananacak olan Almanya – İspanya maçı. Hatırlatmama gerek yok herhalde. Bir tarafta Gasol, bir tarafta Nowitzki... Dediğim kadar zor bir değil mi? Bu maç herşeyden önemlisi Gasol için çok önemli... Çünkü bu sene playoffların ilk turundaki Memphis - Dallas eşleşmesinde Nowitzki, Gasol’u bayağı üzmüştü. Şimdi Gasol için intikam alma zamanı...

  Ginobili’den demin bahsetmiştim o yüzden onu geçiyorum ve Fransa’nın iki süperstarı Boris Diaw ve Tony Parker’a geliyorum. Aslında Fransa buraya Avrupa Şampiyonu ünvanıyla gelebilirdi eğer geçen sene teknik heyetin bariz hataları nedeniyle yarı finalde elenmeselerdi... Ama yapacak bir şey yok. Elendiler ve onları eleyen Yunanistan Avrupa Şampiyonu olarak buraya geldi. Fransa son turnuvadaki kadrosunun önemli parçalarını korudu ve buraya başarı hedefiyle geldi. Fransız basını da onlar inanıyor. Hem de hiç olmadığı kadar büyük bir destek var arkalarında... Herkes bu takımın büyük bir başarı kazanma zamanının geldiğini ve burada şampiyon olabileceklerini söylüyor. Bana bu biraz uzak bir ihtimal gibi geliyor ama yinede belli olmaz. Fransa tehlikeli bir takım ve Boris Diaw ve Tony Parker gibi iki büyük yıldıza sahip... Bu yüzden onları hafife almak saflık olur en normal tabiriyle...

                                           VE ARVYDAS MACİJAUSKAS

  Yukarıda NBA’de kendini kanıtlamış, yıldız sınıfına girmiş oyunculardan bahsettim. Şimdi de kendini o büyük arenada kanıtlayamamış bir oyuncuya geldi sıra... Yani Macijauskas’a...

  Aslında kendini kanıtlayamamış derken ona biraz haksızlık ediyorum, bunun farkındayım. Çünkü Macijauskas Avrupa’nın en büyük oyuncularından biri. Bu bir gerçek. Ama NBA’de pek fazla süre bulamadı, Byron Scott daha sezonun başlarında onu hemen rotasyonun dışına itti ve Macijauskas’da Amerika’lılara oyunun gösteremeden geri döndü. Bu yüzden bu turnuva onun için hayati bir anlam ifade ediyor. Bu turnuvayla birlikte yeniden doğabilir ve hala Avrupa’nın ve Dünya’nın en büyük skorerlerinden biri olduğunu gösterebilir. Tabi bunu yaparken kontrolu elde bırakmamalı ve takımını da kendisiyle birlikte zirveye çıkarmalı. (Bizle oynayacakları maç hariç tabi ki.) 

  İşte Dünya Şampiyonası hakkında yazmak istediklerim şimdilik bunlar.  Aslında milli takımımızdan da biraz bahsedecektim ama daha sonra kararımı değiştirdim. Çünkü malumunuz her günümüz bir olay ve bu ‘’Pembe Dizi’’ tadındaki milli takımdan yazının küçük bir yerinde bahsetmek de olanaksız...

 Dünya Şampiyonası boyunca görüşmek dileğiyle... Hadi eyvallah...

 

 

16.08.2006

İnan ÖZDEMİR

E-mail: inanozdemir@gencbasket.com

 


ARŞİV

29.07.2006    TURNUVA NOTLARI - 2

20.07.2006    TURNUVA NOTLARI - 1

22.06.2006    KOMEDİ VE TRAJEDİ

17.05.2006    MVP YALANI

04.02.2006    KOBE ETKİSİ

15.01.2006    YIKILAMAYAN DUVAR

16.08.2005    SERİYİ ÇEVİREN ADAM ROBERT HORRY

 

 

 

 

 

 

 
Copyright © 2005 KULAÇ / Sports.
 

Bu site içerisindeki video, resim, yazı vb. her türlü içerik ancak Genç Basket.com kaynak gösterilmek suretiyle kopyalanabilir.