|
Hayat hiç bir zaman kolay
olmadı Arenas için. Bu
noktaya gelirken yaşadığı
zorluklar, aşağılanmalar,
alaylar onun vücunda adeta
kamçılayıcı bir etki
yarattı. Lise, üniversite,
NBA’deki ilk yılları...Her
zaman, ne koşulda olursa
olsun, yaşadığı olumsuz
durumları pozitife çevirmeyi
başarması sayesinde belki
bugün bu övgülerin sahibi
oluyor. Kötüsün
dediler, NBA’e gidersen 0
(yazıyla sıfır, rakamla
sıfır, her durumda sıfır)
sayı ortalamayla
oynayacaksın. Arenas ne
yaptı peki takmadı mı bunu?
Yok hayır, taktı hem de
forma numarasını 0 (yine
yazıyla sıfır) yapacak
kadar. Kendisiyle dalga
geçebilen adamlara
bayılıyorum. Arenas da
onlardan biri. Ne demişti o
güzel Garden State
filmindeki bir sahnede
Natalie Portman: ‘’Hayat
kendine gülemediğinde daha
sıkıcı hale gelir’’
Hakikatten de geliyor. Ama
Arenas gelmesine izin
vermedi, yapmadı bunu...
Bilirsiniz işte, spor tarihi
hep aykırı adamları baştacı
etmiştir. Ya da taraftarlar
mı desek? Futbolda Robbie
Fowler, teniste toprak kort
fatihi olan Aç İspanyollar,
Stefi Graf ile evlenmeden
önceki Andre Agassi, eski
Beşiktaş’lı Pascal Nouma,
basketbolda Allen Iverson ve
niceleri...Bu heriflerin
ortak noktası; diğerlerinden
farklı yolları/yöntemleri
deneyerek varolmak
istemeleri ve başarılı
olmaya çalışmaları değil mi?
Robbie Fowler bugün hala
Liverpool forması altında
top koşturuyorsa, çoğu maçta
1 dakika bile oynamamasına
rağmen taraftarlar
tarafından ‘’tanrı’’ diye
çağırılıyorsa bunun sebebi
her şartta farklı olması ve
karakterinden ödün
vermeyerek bildiği yoldan
gitmesidir. Farklı işte bu
adam, ırkçı hareketlere
karşı olduğunu belirtmek
için bir maça yüzünü siyaha
boyamış şekilde çıkacak
kadar farklı, kendine ‘’Keş
Fowler’’ diyenlere cevaben
attığı golden sonra çimlere
yatarak kokain çeker gibi
yapacak kadar farklı, yerde
kaldığı bir pozisyonda
lehine penaltı veren hakeme
‘’hayır değildi’’ diyecek
kadar farklı...
Arenas’da böyle bir adam.
Kaan Kural’ın tabiriyle
‘’Basketbol Psikopatı’’.
İnternet sitelerine yazdığı
günlüklerde yaptığı ‘’bugün
50 sayı atacağım, rahat
kazanacağız’’ türünden
iddialı açıklamaları,
playoff’larda elendikleri
maçın ardından kendisine
sadece 1 gün izin verip
sonrasında hemen çalışmalara
başlaması, kötü oynadığı bir
maçın devre arasında soyunma
odasında formasıyla birlikte
duşa girmesi, ya da her
sabah iki köpeğiyle birlikte
yaklaşık 10 km. koşması
falan filan...Ziyadesiyle
ilginç bir adam yani bu.
İlginç, çok ilginç. ‘’Bu
maçı kazandık, önümüzdeki
maçlara bakacağız, benim gol
atmam önemli değil, önemli
olan takımın galibiyeti,
Hıdır abi enfes ortaladı
bana dokunmak kaldı’’ tarzı
bir jargona alışmış bizlere
hayli enteresan geliyor
dedikleri...’’Beni milli
takımdan uzaklaştırdılar,
onların hepsinin takımlarına
50 sayı atacağım’’ diyor
mesela bu adam, diyor ya bu
bana yeter, gerisi önemli
değil.
Kobe Bryant, Lebron James,
Dwyane Wade, Allen Iverson
gibi isimlerin yanına
Gilbert Arenas ismi de
yazılıyor son zamanlarda.
Saydıklarımın hepsi iyi
çocuklar(!), hepsini
seviyorum ama Arenas başka.
Iverson ne kadar başkaysa
Arenas’da o kadar başka.
Iverson ne kadar aykırıysa
Arenas’da o kadar aykırı.
Öyle yani... Hem Ahmet
Çakar’ın reklamlarda dediği
gibi 5. olursan ilk 5’e
girersin ama 6. olursan ilk
10’da sayılırsın. Arenas ilk
5 içinde şu sıralar...
Peki Arenas’ın hataları yok
mu? Var tabii ki ama şu
aşamada hiç mi hiç umrumda
değil. Kusura kalmayın.
Satılmış spor basını işte ne
olacak! Kazım Kanat’ın Rico
paşası, Selim Soydan’ın Alex
de Souza’sı ya da Murat
Kosova’nın Ermal Kuqo’su
varsa benim de Arenas’ım
var. Olsun o kadar da. Bana
fazla üçlük kullandığından,
hırsını dizginleyemediği
dönemlerde takımına zarar
verdiğinden ya da bencil
olduğundan falan
bahsetmeyin, Gilbert Arenas
zaten hep Gilbert Arenas...
Ne demişti Friedrich
Nietzsche o ünlü sözünde?
‘’Beni öldürmeyen şey, daha
da güçlü kılar. Bunu bir de
Arenas’dan dinlemek lazım.
Yaşayan bilir ne de olsa... |