|
Tabii ki bu boyuna göre
pozisyon seçme formülü ona
pek yaramadı. Sonuçta
Ben, kampta fazla forma
şansı bile bulamayarak
Boston kampından ayrıldı ve
Washington’la antrenmanlara
çıkmaya başladı. Çaylak
sezonu Wallace için pek
parlak geçmedi. O zamanki
adı Wizards yerine Bullets
olan Washington’da takımın
ancak 12. adamıydı. 34 maçta
forma görev alan Wallece maç
başına ancak 5.8 dk sahada
kalırken 1.1 sayı ve 1.7
ribaund ortalamalarına
sahipti. Bu arada ismi,
tanınmasa da basketbol
camiasında kulaktan kulağa
yayılmaktaydı.
Washington’daki bu gizemli
oyuncu, antrenmanlarda Juwan
Howard ve Chris Webber da
dahil olmak üzere çoğu
oyuncunun canına
okumaktaydı. Bir sonraki
sezon sahada kaldığı süreyi
tam 3 katına çıkartarak maç
başına 15.8 dk oyunda kaldı.
Indiana karşısında ilk kez
bir maça ilk beşte başladı
ve aldığı 12 ribaundla
sahada en çok ribaund alan
ismi oldu. Sezonda toplam 61
maça çıkarken bunların
16’sında ismi maça başlayan
beşte yer alıyordu.
Ortalamaları ise fazla
kıpırdamamış, sayı
ortalamasını ancak 3.1’e,
ribaund ortalamasını ise
4.8’e çıkartabilmişti.
Bullets’taki üçüncü
sezonunda ise içindeki
cevher biraz da olsa ortaya
çıktı. Cleveland karşısında
attığı 20 sayı ile
kariyerindeki en yüksek
rakama ulaşırken ribaund
hanesinde de 10 yazıyordu.
Bu sırada süre aldıkça
double-double yapmaya
başladı. Bucks karşısında 14
sayı ve 14 ribaund’luk,
Toronto’ya karşı da 12
ribaund, 16 sayılık
performanslar ortaya koydu.
Sezon sonuna gelindiğinde
aldığı süre 10 dk. daha
artmıştı. Bu artış da
beraberinde 6.0 sayı, 8.3
ribaund ve 1.96 blokk
ortalamaları getirmişti.
Washington bu sezonun
sonunda büyük bir hata
yaparak elindeki tüm
yetenekli power forvetleri
kaçırdığı gibi Wallece’ı da
kaçırdı. Wizards, Orlando
ile yaptığı takasta Wallace,Tim
Legler, Terry Davis ve Jeff
McInnis’i göndererek
Magic’ten 1995-96 sezonunda
Tuborg forması, geçtiğimiz
yıl da Ülker forması giyen
Isaac Austin’i kadrosuna
kattı. Orlando da oynadığı
81 maçın tümünde kendisine
ilk beşte yer bulan Big Ben,
bu maçlarda 4.8 sayı, 8.2
ribaund ve 1.6 blok
ortalaması tutturdu. Sonraki
sezon Orlando da ayağına
gelen fırsatı elinin
tersiyle iterek Grant
Hill yüzünden gözü kör olmuş
bir şekilde Chucky Atkins
ve Ben Wallace’ı Grant
Hill’le takas etti.
Tabii ki o dönem de Hill mi
yoksa Wallace mı diye
soracak olsaydınız akıl
sağlığı yerinde olan herkes
Grant Hill cevabını verirdi.
Ama Orlando idarecileri en
azından Wallace’ı
kadrolarında tutmaya
çalışarak takasa başka
isimleri dahil etmeyi
deneyebilirlerdi. Bu
takasın sonucu ortada. Magic,
astronomik bir anlaşmaya
imza attırdığı Hill’i
geçirdiği sakatlıklar
yüzünden oynatamazken,
Pistons şu anda ligin blok
ve ribaund kralına sahip
bulunmakta.
PİSTONS’IN YENİ KÖTÜ ÇOCUĞU
Pistons’taki ilk yılında
Wallace 80 maçta oynarken
bir kez daha oynadığı tüm
maçlara ilk beşte başlar.
Ama bu kez kendisine daha
önce tanınmayan bir şansa
sahip olarak sahada 34.5
dakika ortalamasıyla kalır.
Sahada kaldığı süre bu kadar
çok artınca Wallace da tüm
marifetlerini daha iyi
sergilemeyi başarır. Maç
başına 13,2 ribaund
ortalaması ile ligde ribaund
krallığını zorlar ama
Mutombo’nun arkasında
2.sırayı alır. Aldığı 1052
ribaundla toplamda ligin en
çok ribaund alan ve bu
sayede Pistons’ın Dennis
Rodman’dan sonra 1000
ribaund barajını geçen ilk
oyuncusu olur. Ayrıca
sezon boyunca Dikembe
Mutombo ile beraber arka
arkaya 20 ve üzeri ribaund
alabilen iki oyuncudan
biridir ve Orlando maçında
28 ribaund ile kariyerinin
en yüksek rakamına ulaşır.
Bir sezon evvel 1.60 olan
blok ortalamasını ise 2.30’a
çıkarır. Pistons
tarihine hem ribaund, hem
top çalma hem de blok
ortalamalarında takımın
lideri olan ilk isim olarak
geçer. Yılın Savunmacısı
ödülü için yapılan oylamada
ise 6 oy alarak beşinci
olur. Ama maalesef bu
performansı takımı için
yeterli olmaz ve Detroit
normal sezonu ancak 32
galibiyet ile kapatır.
Geçtiğimiz sezon ise
kariyeri için bir zirvedir.
Takımın başına New Jersey,
Portland ve Indiana’da 11
sezon asistan coach’luk
yapan Rick Carlisle
getirilir. Takımdaki bu yeni
yapılanmada Stackhouse
kendini bulur ve ilk kez
egosunu bir kenara bırakarak
olması gereken oyuncu gibi
oynar. Corliss Williamson
bench’ten gelerek inanılmaz
bir katkıda bulunur ve takım
Ben Wallace’ın liderliğinde
sahada inanılmaz bir savunma
uygular. Sonuçta da takım
uzun bir aradan sonra 50
galibiyet barajına ulaşarak
1990 yılından sonra ilk kez
Merkez grubu şampiyonu
olarak tamamlar. Wallece
sahada 36.5 dakika
ortalamasıyla kalırken
hücumda daha agresiftir,
%53’lük bir şut yüzdesiyle
7.6 sayı averajı tutturur.
13.0 ribaund ve 3.48
ortalamaları ise onu her iki
kategoride de NBA’in
zirvesine taşır. Yakaladığı
bu başarıyı ise daha önce
NBA tarihinde ancak Hakeem
“The Dream” Olajuwon, Kareem
Abdul-Jabbar ve Bill
Walton’ın yakaladığını
söylersem sanırım Big Ben
Wallace’ın ne kadar önemli
bir başarıya imza attığını
anlatabilirim. Üstelik
Wallace’ın boyu diğer 3
oyuncu ile kıyaslanamayacak
derecede de kısa. Bu
mükemmel savunma performansı
doğal olarak onu rekor bir
şekilde “Yılın Savunmacısı”
ödülüne ulaştırır. Oylama
tamamlandığında en yakın
rakibine 114 oy fark
atmıştır. Wallace ayrıca
tutturduğu 1.7 top çalma
ortalaması ile bu kategoride
de ilk 15 içindedir. Sezon
içinde 2 defa haftanın
oyuncusu seçilen Wallace, 24
Şubattaki Milwaukee maçında
da 10 sayı, 17 ribaund ve 10
blok ile kariyerindeki ilk
triple-double’ı
gerçekleştirir. 24 Mart’ta
Boston karşısında ise
kariyer rekorunu bir kez
daha egale eder ve 28
ribaund’a ulaşır.
Tüm bu başarılarının yanında
regular sezonda Doğu’da
2.sırayı alan Detroit ile
kariyerinde ilk playoff
maçına çıkar ve 21 Nisanda
Toronto karşısında 19 sayı,
20 ribaundluk muhteşem bir
oyun ortaya koyar.
Kariyerindeki bu ilk playoff
tecrübesinde çok başarılı
maçlar çıkaran Wallace, ilk
turda Toronto karşısında 8.2
sayı, 15.0 ribaund, 2.2 blok
ve 2.2 top çalma; konferans
yarı finalinde Boston
karşısında 6.4 sayı, 17.2
ribaund, 3.0 blok ve 1.6 top
çalma ortalamalarını
yakalar. Evet Wallace
kendini tüm NBA’e
kanıtlamıştır, artık oda
ligin yıldız oyuncular
arasındadır.
Majesteleri Michael
Jordan’ın antrenörü Doug
Collins onun hakkında
şunları söylemekte: “Bence
Wallace, Jason Kidd’le
beraber sayı üretmeden oyunu
domine edebilen az sayıda
oyuncudan biri.” Başkan Joe
Dumars daha Grant Hill’i
Atkins ve Wallace ile takas
ettiği gün basına takımın
fazla yumuşak olduğunu ve
aralarına katılan bu iki
yeni oyuncuyla beraber
takımın çok daha sert ve
dişli olacağını söylemişti.
Dumars oyunculuğunda
zekasıyla oynayan bir
isimdi. Şu ana kadar takımın
başında olduğu sürede aynı
muhteşem zekayı masa başında
da kullanmakta.
|
|