Genc Basket

Genç Basket.com
TBL TBBL TB2L Milli Takım NBA EUROLEAGUE ULEB EUROPE LEAGUE Avrupa Ligleri EURO 2005 TURKEY 2010 Site Haritası
Ana Sayfa Foto Albumu Biyografi Sonuçlar İstatistik Basketbol TV Forum Açılış Sayfam Yap Sık Kullanılanlara ekle Bize Ulaşın


 

 

BEYAZLARIN ZENCİ PARANOYASI

   Merhaba sevgili okurlarımız,

   Evet konumuz beyazların zenci paranoyası yani sıradan ırkçılık. Peki bu ırkçılığı sıradan yapan şey ne? Irkçılığın insancıl, kolay ve normal bir şey olması mı? Yoksa senelerce bazı ülkelerinin sadece rengi, dili, dini, ırkı, siyasi görüşü vb. sebeplerden dolayı birilerini veya birbirlerini sömürmesi mi?

Buraya kadar hiçbir şey anlamadınız değil mi, burası bir basketbol sitesi ve bu formatta bir sitede nereden de çıktı bu ırkçılık şimdi dediğinizi duyar gibiyim. Merak etmeyin çok uzatmadan hemen konuya giriyorum. Aslında konumuz dünya basketbolu (özellikle NBA) ve umursamaz tavırlarıyla hep istenmeyen çocuk konumunda olan zenci basketbolcular. Konuyu daha da açarsak zenci basketbolcuların takım içinde olumsuz olarak sayılan bir takım davranışların tümünü kastediyorum. Bu davranışları kısa kısa açıklamak gerekirse; kılık kıyafet yani kendi üzerine gelebilecek elbiseden en az 3 beden büyük elbiseler giymeleri veya koca koca mücevherler, abartılı dövme gibi, bir diğeri ise smaç ve üçlük sevdaları yani şova dayalı oyun belki de beyazlara karşın daha iyi olan fiziksel üstünlüklerinin etinden, sütünden yararlanma çabası diyebiliriz. En önemlisi de takım içindeki olumsuz davranışları. Örneğin başına buyruk tavırlarıyla koçlarını hiç dinlemeyen ve bunu marifet sanan oyuncular gibi.


Bu yazdıklarımdan en gündemde olan konu ise şüphesiz ki kılık kıyafet meselesi. Bu sene NBA’da  yapılan kıyafet yönetmeliği sanırım hepiniz biliyorsunuzdur. Evet NBA’in imajının sarsılmaması için bir takım önlemler alınabilir ama  bir düşünün  48 dakikalık bir basketbol karşılaşmasından çıktınız ve o tabiri caizse yorgunlukla kolunuzu bile kaldıramıyor ve hemen bir yere oturup dinlenmek, deşarj olmak istiyorsunuz hatta üstüne üstlük bir sonraki gün çok önemli bir maçınız daha var ve o an üzerinize rahat bir şeyler giymek istiyorsunuz ancak NBA yönetiminin akıl sır ermeyen kuralları yüzünden bu isteğiniz sonuçsuz kalıyor. Sanki bir Oscar ödüllerin de veya önemli bir davetteymiş gibi üzerinizde siyah bir takım giymek zorunda kalıyorsunuz. Kundaktaki bebek gibi sıkılıyor ve üzerinizdeki sizi sıkan bezi yırtıp özgürlüğünüzü sonsuz yaşamak istiyorsunuz fakat bu isteğinizi karşılıksız kalıyor. Ne yani şimdi insanları giyinişleriyle mi değerlendiriyoruz?  Eğer efendi olmak şortunu İbrahim Kutluay gibi kasıklarına kadar çekmek ise efendilik rüküşlükten öteye bir şey değildir. Tabi İbrahim Kutluay sadece bir örnek. Şortunu kafasına kadar çekmesinin çeşitli sebepleri olabilir. Belki de rahatsız olduğu için şortu o kadar yukarıda kim bilir? Yani anlatmak istediğim hiç kimseyi kıyafetleriyle yargılayamayız. Buna kimsenin hakkı yoktur. Ancak tabiî ki insanların giyinişleri ve bunun yanında dinlediği müziklerde ruh halini yansıtır ve kısmen o kişinin karakterinin aynasıdır.

Hip hop kültürü özellikle son senelerde NBA ile beraber  sıkça anılıyor. Hatta öyle ki neredeyse tüm basketbol fragmanları arkasında bir hip hop şarkısı. Bir diğer bakımdan NBA oyuncularının asi yanlarını ortaya çıkarmaya devam ediyor. Öyleyse neden bu aykırılık? Acaba bu aykırı sayılan giyiniş tarzı ve müzik geçmişten gelen bir eziklik mi yoksa şımarıklık mı? Şımarıklık olduğunu hiç sanmıyorum! Bu arada eziklik kelimesine açıklık getirmeden geçemeyeceğim.  Allen İverson’un biyografisini sanırım hepiniz okumuşsunuzdur. Eğer okumadıysanız da üzülmeyin çünkü yazımın bu kısmın da bahsetmeden geçemeyeceğim. Daha çocuk yaşta ona gebe olan bir anne, babasız, fakir, sefalet içinde geçen ve ailesinin aldığı tüm yanlış kararların yaşamını doğrudan etkilediği bir hayat diye başlıyor answer’ın hikayesi. Annesi Allen’a hamile kaldığında sadece 15 yaşındaydı. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Iverson’ın öz babası Allen Broughton (gerçi böyle bir insana baba demek ne kadar doğru bilmiyorum) Iverson çocuk yaştayken kaçtı ve bir daha haber alınamadı. Aslında yine de her şey 1993’e kadar her şey yolunda gidiyordu,  ta ki  arkadaşları ile bowling oynamaya giderken bir grup ırkçı, beyaz züppelerle karşılaşana kadar. Önce sözlü sataşmalarla başlayan kavga daha sonra büyüdü. Hatta o kadar büyüdü ki sonunda All çete kurup kavga çıkarmaktan suçlu bulundu ve tutuklandı. İverson’un ve diğer tutuklanan 4 arkadaşı hakkında 15 yıl hapis isteniyordu. (İyi bir sporcu olma yolunda emin adımlarla yürüyen biri için ne vahim bir durum değil mi?) Şahitlerden bazıları Iverson’ın deli gibi tüm beyazlara saldırdığını bazıları ise İverson’ın sadece kavganın arasında kaldığı yani olayların etrafında gelişti söyleniyordu. Yani belirsizlik vardı sonuçta İverson 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra 3-4 ay hapiste kaldıktan sonra şartlı salıverme yasasından yaralandı ve kısmen özgürlüğüne kavuştu. Neden mi kısmen çünkü vali Doug Wilder’in İverson’a bir sürprizi vardı. All diplomayı alana kadar basketbol oynamaya ara verecekti ve bir daha hiçbir yerde sorun çıkarmayacaktı. Yani uçurumun köşesinde yaşayıp basketbol hayâllerine elveda diyecekti. Neyse ki İverson bu çaresiz günleri yenilmez karakteri, annesi ve onu Georgetown Üniversitesine kabul eden babacan koçu John Thompson sayesinde bu zorlu günlerini atlattı ve NBA’in efsane oyuncularından olmayı başardı. Ama yine de bu çaresiz günler ona istenildiği gibi bir şeyler kaybettirmemişti tam aksine çok şey öğretmişti. All bu çaresizlik dolu günleri asla unutamayacağını hatta öyle ki bu acıları yaşamasaydı bir basketbol yıldızı olmayacağını şu sözlerle açıklıyordu; "Hampton'da başıma gelenleri asla unutamayacağım, çünkü büyük bir haksızlığa uğradım. Ama olanlar beni güçlü bir insan yaptı. Bu olay meydana gelmeseydi şu anda olduğum aynı insan olabileceğimi hiç sanmıyorum. Düşünsenize daha sadece 17 yaşında bir çotuktum. İçerde her türden gerçek suçlu vardı. İçeriye girdiğimde herkes bana tuhaf tuhaf baktı. Kanım donmuştu, durmadan tanrıya dua ediyordum. Sonra yaşıtı mahkumlar yanıma geldiler.

 ve beni tanıdıklarını, merak etmememim gerektiğin, beni her türlü beladan koruyacaklarını, içerideki tüm pisliklerden uzak tutacaklarını söylediler. Tanrım korkuyordum.  Hapse atılmadan bir gece önce büyük anneme niye tanrı bana bunu yapmalarına izin veriyor diye sormuştum. O da ’’Asla tanrının ne yaptığını sorgulama’’ dedi.  Belki de All bu yüzden NBA’in asi çocuğu belki de bu yüzden hip hop kültürünün ligdeki en önemli temsilcilerinden biri.

NBA’de ki bir diğer sorun ise artık takım oyunu oynanmaması daha çok harekete ve şova dayalı oyunun oynanmasıdır. Buna herkes gibi bende katılıyorum! Eğer şov yapmak isteyen varsa AND1’a gidebilir. Eğer sadece taktiğe dayalı basketbolu oynamak isteyen varsa NCAA da oynayabilir. NBA’de ise bu iki özelliğin sentezlenmesiyle oluşan oyun oynanır ve NBA yönetiminin bu düzeni kimseye bozduracağına sanmıyorum.

Basketbolla kalmanız dileğiyle. Hoşçakalın…
     

24.01.2006

E-mail: emirkulac@gencbasket.com

 


Yazı Arşivi

(25.09.2005) EYLÜL'ÜN  YARISI YAZ, YARISI KIŞ

(19.08.2005) TARAFTAR GÖZÜ İLE ...

 

 

 

 

 

 

 
Copyright © 2005 KULAÇ / Sports.
 

Bu site içerisindeki video, resim, yazı vb. her türlü içerik ancak Genç Basket.com kaynak gösterilmek suretiyle kopyalanabilir.