|

|
BEYAZLARIN ZENCİ PARANOYASI
|
Merhaba sevgili
okurlarımız,
Evet konumuz beyazların zenci paranoyası yani sıradan ırkçılık.
Peki bu ırkçılığı sıradan yapan şey ne? Irkçılığın insancıl, kolay ve normal bir
şey olması mı? Yoksa senelerce bazı ülkelerinin sadece rengi, dili, dini,
ırkı, siyasi görüşü vb. sebeplerden dolayı birilerini veya birbirlerini
sömürmesi mi?
|
|

|
Buraya kadar hiçbir şey
anlamadınız değil mi,
burası bir basketbol
sitesi ve bu formatta
bir sitede nereden de çıktı
bu ırkçılık şimdi dediğinizi
duyar gibiyim. Merak etmeyin
çok uzatmadan hemen konuya
giriyorum. Aslında
konumuz dünya basketbolu
(özellikle NBA) ve umursamaz
tavırlarıyla hep istenmeyen
çocuk konumunda olan zenci
basketbolcular. Konuyu
daha da açarsak zenci
basketbolcuların takım
içinde olumsuz olarak
sayılan bir takım
davranışların tümünü
kastediyorum. Bu
davranışları kısa kısa
açıklamak gerekirse; kılık
kıyafet yani kendi üzerine
gelebilecek elbiseden en az
3 beden büyük elbiseler
giymeleri veya koca koca
mücevherler, abartılı dövme
gibi, bir diğeri ise smaç ve
üçlük sevdaları yani şova
dayalı oyun belki de
beyazlara karşın daha iyi
olan fiziksel
üstünlüklerinin etinden,
sütünden yararlanma çabası
diyebiliriz. En önemlisi
de takım içindeki olumsuz
davranışları. Örneğin başına
buyruk tavırlarıyla
koçlarını hiç dinlemeyen ve
bunu marifet sanan oyuncular
gibi. |
|
Bu yazdıklarımdan en
gündemde olan konu ise
şüphesiz ki kılık kıyafet
meselesi. Bu sene NBA’da
yapılan kıyafet yönetmeliği
sanırım hepiniz
biliyorsunuzdur. Evet NBA’in
imajının sarsılmaması için
bir takım önlemler
alınabilir ama bir düşünün
48 dakikalık bir basketbol
karşılaşmasından çıktınız ve
o tabiri caizse yorgunlukla
kolunuzu bile kaldıramıyor
ve hemen bir yere oturup
dinlenmek, deşarj olmak
istiyorsunuz hatta üstüne
üstlük bir sonraki gün çok
önemli bir maçınız daha var
ve o an üzerinize rahat bir
şeyler giymek istiyorsunuz
ancak NBA yönetiminin akıl
sır ermeyen kuralları
yüzünden bu isteğiniz
sonuçsuz kalıyor. Sanki bir
Oscar ödüllerin de veya
önemli bir davetteymiş gibi
üzerinizde siyah bir takım
giymek zorunda kalıyorsunuz.
Kundaktaki bebek gibi
sıkılıyor ve üzerinizdeki
sizi sıkan bezi yırtıp
özgürlüğünüzü sonsuz yaşamak
istiyorsunuz fakat bu
isteğinizi karşılıksız
kalıyor. Ne yani şimdi
insanları giyinişleriyle mi
değerlendiriyoruz?
Eğer
efendi olmak şortunu İbrahim Kutluay gibi kasıklarına
kadar çekmek ise efendilik
rüküşlükten öteye bir şey
değildir. Tabi İbrahim Kutluay sadece bir örnek.
Şortunu kafasına kadar
çekmesinin çeşitli sebepleri
olabilir. Belki de rahatsız
olduğu için şortu o kadar
yukarıda kim bilir? Yani
anlatmak istediğim hiç
kimseyi kıyafetleriyle
yargılayamayız. Buna
kimsenin hakkı yoktur. Ancak
tabiî ki insanların
giyinişleri ve bunun yanında
dinlediği müziklerde ruh
halini yansıtır ve kısmen o
kişinin karakterinin
aynasıdır.
Hip hop kültürü
özellikle son senelerde NBA
ile beraber sıkça anılıyor.
Hatta öyle ki neredeyse tüm
basketbol fragmanları
arkasında bir hip hop
şarkısı. Bir diğer bakımdan NBA oyuncularının asi
yanlarını ortaya çıkarmaya
devam ediyor. Öyleyse neden
bu aykırılık? Acaba bu
aykırı sayılan giyiniş tarzı
ve müzik geçmişten gelen bir
eziklik mi yoksa şımarıklık
mı? Şımarıklık olduğunu hiç
sanmıyorum! Bu arada eziklik
kelimesine açıklık
getirmeden geçemeyeceğim. Allen
İverson’un biyografisini
sanırım hepiniz
okumuşsunuzdur. Eğer
okumadıysanız da üzülmeyin
çünkü yazımın bu kısmın da
bahsetmeden geçemeyeceğim.
Daha çocuk yaşta ona gebe
olan bir anne, babasız,
fakir, sefalet içinde geçen
ve ailesinin aldığı tüm
yanlış kararların yaşamını
doğrudan etkilediği bir
hayat diye başlıyor answer’ın hikayesi. Annesi
Allen’a hamile kaldığında
sadece 15 yaşındaydı. Bütün
bunlar yetmiyormuş gibi
Iverson’ın öz babası Allen
Broughton (gerçi böyle bir
insana baba demek ne kadar
doğru bilmiyorum) Iverson
çocuk yaştayken kaçtı ve bir
daha haber alınamadı.
Aslında yine de her şey
1993’e kadar her şey yolunda
gidiyordu, ta ki
arkadaşları ile bowling
oynamaya giderken bir grup
ırkçı, beyaz züppelerle
karşılaşana kadar. Önce
sözlü sataşmalarla başlayan
kavga daha sonra büyüdü.
Hatta o kadar büyüdü ki
sonunda All çete kurup kavga
çıkarmaktan suçlu bulundu ve
tutuklandı. İverson’un ve
diğer tutuklanan 4 arkadaşı
hakkında 15 yıl hapis
isteniyordu. (İyi bir sporcu
olma yolunda emin adımlarla
yürüyen biri için ne vahim
bir durum değil mi?)
Şahitlerden bazıları
Iverson’ın deli gibi tüm
beyazlara saldırdığını
bazıları ise İverson’ın
sadece kavganın arasında
kaldığı yani olayların
etrafında gelişti
söyleniyordu. Yani
belirsizlik vardı sonuçta İverson 5 yıl hapis cezasına
çarptırıldı. Daha sonra 3-4
ay hapiste kaldıktan sonra
şartlı salıverme yasasından
yaralandı ve kısmen
özgürlüğüne kavuştu. Neden
mi kısmen çünkü vali Doug
Wilder’in İverson’a bir
sürprizi vardı. All
diplomayı alana kadar
basketbol oynamaya ara
verecekti ve bir daha hiçbir
yerde sorun çıkarmayacaktı.
Yani uçurumun köşesinde
yaşayıp basketbol
hayâllerine elveda
diyecekti. Neyse ki İverson
bu çaresiz günleri yenilmez
karakteri, annesi ve onu
Georgetown Üniversitesine
kabul eden babacan koçu John
Thompson sayesinde bu zorlu
günlerini atlattı ve NBA’in
efsane oyuncularından olmayı
başardı. Ama yine de bu
çaresiz günler ona
istenildiği gibi bir şeyler
kaybettirmemişti tam aksine
çok şey öğretmişti. All bu
çaresizlik dolu günleri asla
unutamayacağını hatta öyle
ki bu acıları yaşamasaydı
bir basketbol yıldızı
olmayacağını şu sözlerle
açıklıyordu; "Hampton'da
başıma gelenleri asla
unutamayacağım, çünkü büyük
bir haksızlığa uğradım. Ama
olanlar beni güçlü bir insan
yaptı. Bu olay meydana
gelmeseydi şu anda olduğum
aynı insan olabileceğimi hiç
sanmıyorum. Düşünsenize daha
sadece 17 yaşında bir
çotuktum. İçerde her türden
gerçek suçlu vardı. İçeriye
girdiğimde herkes bana tuhaf
tuhaf baktı. Kanım donmuştu,
durmadan tanrıya dua
ediyordum. Sonra
yaşıtı mahkumlar yanıma
geldiler. |
|

|
ve beni
tanıdıklarını, merak
etmememim gerektiğin, beni
her türlü beladan
koruyacaklarını, içerideki
tüm pisliklerden uzak
tutacaklarını söylediler.
Tanrım korkuyordum. Hapse
atılmadan bir gece önce
büyük anneme niye tanrı bana
bunu yapmalarına izin
veriyor diye sormuştum. O da
’’Asla tanrının ne yaptığını
sorgulama’’ dedi.
Belki de All bu yüzden NBA’in asi
çocuğu belki de bu yüzden
hip hop kültürünün ligdeki
en önemli temsilcilerinden
biri. |
|
NBA’de ki
bir diğer sorun ise artık takım oyunu oynanmaması daha çok harekete ve şova
dayalı oyunun oynanmasıdır. Buna herkes gibi bende katılıyorum! Eğer şov
yapmak isteyen varsa AND1’a gidebilir. Eğer sadece taktiğe dayalı basketbolu
oynamak isteyen varsa NCAA da oynayabilir. NBA’de ise bu iki özelliğin
sentezlenmesiyle oluşan oyun oynanır ve NBA yönetiminin bu düzeni kimseye
bozduracağına sanmıyorum.
Basketbolla kalmanız dileğiyle. Hoşçakalın…
|
24.01.2006
E-mail:
emirkulac@gencbasket.com
Yazı Arşivi
(25.09.2005)
EYLÜL'ÜN YARISI YAZ, YARISI
KIŞ
(19.08.2005)
TARAFTAR
GÖZÜ İLE ...
|
|
|
|
|